F.A

İşte Pantagruel de o gün doğduğundan anası ona bu adı verdi. Çünkü panta, Yunancada her ,şey, ttgruel ise Mağribi dilinde bozuldu anlamına geliyordu. Bebeğin doğduğu anda,her şeyin altüst olmuş halde bulunduğunu belirtmek istiyordu. İnsanların altüst olacağı bir gün yaşanacağını bir tür kahin ruhuyla hissediyordu.
Sayfa 19 - Everest, Çev: Birsel Uzma·Kitabı okudu
Reklam
omnipotent: kadir-i mutlak
Everest, Çev: Birsel Uzma·Kitabı okudu
Tarkovski'nin lafıdır; "Yaşam, var olmak için kendine koyduğu hedeflere uygun bir ruh geliştirmesi için insana ta- nınmış bir süreden başka bir şey değil ve insan bu gelişimi gerçekleştirmek zorunda.” Bu birçok yerden okunabilir. Müs- lüman toplumlar "sınav” der. Bu dünya yalan dünya; bura- da sınanacağız ve burada olgunlaşarak gerçek öte dünyada, ahirette sevabımızla hazır hâlde olacağız. Hıristiyan toplumu da çile çekmeyi, günahlardan arınmayı, toplumsal yapı içeri- sinde iyi bir birey olmayı önceler. Sadece Tarkovski'de değil, yaratıcı sanat dallarıyla uğraşan birçok kişide benzer cümlelere çok rastlarız. Tolstoy'da çok rastlarız örneğin, daha az olmakla beraber Dostoyevski'nin güncelerinde de rastlarız. Bize veri- len bir süre olduğu ve bunu nasıl yaşayacağımız düşüncesi... Ruhun geliştirilmesi için tanınan bir süre... İşimiz bu ruhun gelişmesini, tekâmülünü tamamlamak... İçini doldurmak... Ben şu âna kadar bundan daha anlamlı bir tarif de bu- lamadım. Peki, ne yapabiliriz? Bence bunun içini insanlarla doldurabiliriz. Diğer insanlarla... Tek tek kalarak değil, be- raber olarak doldurabiliriz. Paylaşarak doldurabiliriz. Bu da tekâmüle dâhildir.
Sayfa 210·Kitabı okudu
Japonlarda Yasujirō Ozu biraz öyle sanırım. Tabii, ne güzel söyledin. Gürültücü insanlar değil bunlar. Ses- siz sakin, su gibi akıp giden, iyisiyle kötüsüyle bu dünyadan geçen insanlar... Ozu'nun mezar taşında “hiç” yazar. Vay be, bilmiyordum bunu. Buyur işte bak, nasıl buluşmuş bizimkilerle. Tasavvuf düşüncesi bu.
Sayfa 200·Kitabı okudu
Kemal Tahir demişken... Bizler yazarlarımızla sadece dost olmayız, onlardan dostluk hakkında öğreniriz de. Nitekim Kemal Tahir'in Nâzım Hikmet'le mektuplaşmaları iki dostun nasıl bir çizgide yürüdüklerinin de somut göstergesidir. Ke- mal Tahir'in Fransızcası iyi olmadığından, Fransızca romanı Türkçeye çevirip "Kemal okusun,” diye gönderen bir adam Nâzım... Arkadaşı için roman çeviren bir adam... Bugün böyle bir başka örnek gösterebilir misin? "Yenal'ın da Rusçası yok, şu romanı bir çevireyim de okusun,” diyen var mı? [Gülüyor]. Şaka maka, dostluk aslında biraz da böyle olmalı.
Sayfa 197·Kitabı okudu
Reklam