Sürekli yaşamın azabı çok, keyfi az der dururuz, haklı mıyız? Bana kalırsa, yakınmalarımızın çoğunda haksızız. Tanrı iyiliğine, esirgemesine karşı kalbimizi kapatmasak, onları takdir edip durumumuza şükretsek, başımıza bir bela geldiğinde onu da göğüsleyecek gücü kendimizde bulurduk.
Peki, ne diye bazen içimiz içimize sığmaz olur, tersleşir, türlü tutkulara saplanırız. Kendimizde bilmeyiz bunun nedenini. Eğer bu saçma sapan tutkularımız, isteklerimiz yerine getirilirse bundan en çok zarar görecek gene biz oluruz. Deneme olması için aramızdan birilerine özgürlük verseniz, ellerini çözseniz, çalışma alanını genişletseniz, üstlerindeki egemenliğinizi kaldırsanız, görürsünüz ki hemen egemenlik altına girmek için can atacaklardır.
Evet, insan ömrünü iki kere ikinin pesinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, yaşamanı harcar ama aradığı gerçeği eline geçirmekten inanın ki korkar. Eğer elde ederse, artık arayacak bir şeyinin kalmayacağını bilir.