Gelin görün ki bizim memleket ağzına kadar kahramanlarla dolu. Bir
kahraman bolluğu ki, olmaya gitsin. Ne yana baksan bir kahraman… Her
gün yüzlerce, binlerce kahraman türüyor. Nereden çıkıyor bu kahramanlar,
nasıl çıkıyorlar, akıl almaz. Dünya sosyologlarının yerinde olsam, gelir
Türkiyeye bu kahramanlık hastalığını bir iyice araştırırım. Bu kahramanlar
da çağımıza uygun kahramanlar mı, ne gezer. Eski çağların tanrı
kahramanlarına mı benzerler, ne gezeeer! Bu, yepyeni, apayrı bir kahraman
türüdür.
Önce kültürünü dilini sen seveceksin ki, başkaları da sevsin. Sen bir
Türkmen kocası Yunusun kim olduğunu bilmezsen, onu yüreğinin başında
duyup sevmezsen kimsecikler sevmez. Dadaloğlunu, Pir Sultanı, Sait Faiki
anlamazsan, sevmezsen, inanmazsan bunların varlığına, kimsecikleri
inandıramazsın, kimseciklere sevdiremezsin kültürünü. Zorla da olsa hiç
kimse senin dilini öğrenmez.
Kırk günlük yolda yaprak kımıldasa, sen burada ta yüreğinin başında
duyarsın, diyen yanlış dememiş. Duyacaksın değil, duymak asaleti insanın
içinde var olan bir şeydir. Ya da var olması istenen bir şeydir. Ne çeşit
olursa olsun, insanın yalnızlığını yarı yarıya indiren şey başkalarıyla,
dünyayla sıkı sıkıya ilgidir.