Her gün yeni bir gün. Güneş her sabah bıkmadan yeniden doğabiliyorsa bizlerde yeniden doğmalıyız.
Hayır ya bir dakika tabi ki böyle bir şey yok! Kelimelerimiz, inançlarımız, düşüncelerimiz bize rehberlik etmeli evet ama ekstra bir yük yüklememeli. Pozitiflikten nasibimizi alalım ama polyanna da olmayalım.
Her gün güneş gibi doğmak zorunda değiliz, yataktan kalkamadığımız, süründüğümüz, parçalandığımız kırılıp ağladığımız günlerde olmalı. Sadece bunu yaşarken geçeceğini bilsek yeter. İşte bu pencereden bakınca aslında her yeni gün geri kalan hayatımızın ilk günü. Her yeni günde eski günlerden bir parça bulunur. Biz bize kalan parçalarımızı sevelim. Bugün yaşamak için güç aldığımız şey öfkemizse yarın bizimle yaşayan öfke kırıntısının bizimle olmasına fırsat verelim. Bazen hayat istediğimiz gibi gitmeyebilir, hatta bazen hayat hiç gitmeyip öylece duruyormuş gibi hissettirebilir. İşte o günler yapmamız gereken belki sadece o 'an'da kalıp bunu kabul etmektir.
Kitap bir sihirli değnek gibi benim hayatıma dokunmadı bence hiç bir kitabın misyonu da bu değildir. Maelle hayatta ki gerçeğini unutmuş biri olarak plansız bir yolculuğa çıkmak zorunda kalan ve yolda değişimi kabul eden bir kitap karakteri.
Gün sonunda ben de hissettirdiği en önemli şey:
- "Koşmayı bırak, sonu olmayan bir koşunun sana kattığı şey yalnızca yorgunluk hissi olur. Sorgulamadan, yargılamadan, sessiz-sakin ama sadece kendi yolunda yavaşça yürü, etrafına bak. Dinlenmek istediğinde içtiğin bir fincan kahve seni yolundan alıkoymaz korkma :)."