Hakiki uyanış, zihnin susması ve kalbin saf bir tanıklık haline gelmesiyle başlar. Sanıldığı gibi olağanüstü ya da fantastik bir hâl değil; sadece, sessizce durduğumuzda içimizde beliren o değişmeyen boşluğun, yani durgunluğun, özümüzdeki hakikat olduğunu fark etmektir.
İnanç, insanın özündeki tekillikle kurduğu bir bağlantı noktasıdır...
Akıl, sınırlı yapısı nedeniyle tekilliğe doğrudan erişemez; ancak inanç, bu sınırları aşarak gözle görülmeyen bir alana, zamansız ve mekânsız tekilliğe erişim sağlar.
Mele-i Âlâ, aslında külli aklın fiziki yansımasıdır. Alttan (alt boyuttan) bakanların gözünde, âlemi doğrudan yönetenlerin oluşturduğu bir meclis gibi görünür. Ancak bir üst boyuta çıkıldığında, bu meclis tek bir akla bürünür. O halde Mele-i Âla, külli aklın kendi içindeki en kuvvetli seslerinin ete kemiğe bürünmüş görüntüleridir.