Tarık Tufan'ın Kaybolan'dan sonra okuduğum ikinci kitabı... İlk kitapta beni oluşturduğu dünyaya çeken anlatım dili, bu kitapta tamamen kaybolmamı sağladı. Anlattığı hikayelerdeki karakterlerin iç dünyalarını o kadar içten ve gerçekçi anlatması, her karakterde kendinizden de bir şeyler bulmanızı sağlıyor.
Bölümler halinde ve birbirinden kopmayacak şekilde ilerleyen hikaye her adımda sizi daha da çok içine çektiği gibi olay örgüsünü de zamanla hızlandırıyor. Hikayeyi kurgulayış şekli, bölümlerin sonuna eklediği merak arttırıcı virgüller ve vurucu son ile sizin hiç kopmamanızı sağlıyor.
Sıradan gibi görünen bir hikayeyi bu kadar duygu yoğunluğuyla bitirmek ve bunu da hiç duygu sömürüsü yapmadan aksine vurucu gerçeklerle anlatmak...
Karşılıksız aşk, özlem, hayal kırıklığı, pişmanlık, yalnızlık, umut, arayış ama hiç bir zaman hayattan kopmayış... Ne olursa olsun insan insana lazım.
Saklıkuyu bizi çağırmıyor ama her birimizi çağıran bir yerler vardır, belki de zamanı gelmemiştir.
Çok uzun zaman sonra çok yoğun duygularla bitirdiğim bir kitaptı... O son mektup ve o son cümle:
"Ve sakın üzülme, artık ikimiz de biliyoruz ki: Bu dünyada aşıklara yer yok."
Keyifli Okumalar.