S

"Belli bir yaştan sonra artık 'çocukluğum şöyle geçti' ya da 'çevrem böyleydi' diyerek sorumluluktan kaçamazsın. Yetişkin olmak, hayatının direksiyonuna geçmek demektir. İyileşmek, başkasından bekleyeceğin bir şey değil, bizzat senin üstlenmen gereken bir görev. Büyümek ise tamamen bir tercih meselesi. Nasıl bir hayat yaşayacağın senin tasarımın. Önünde iki yol var: Ya hayatının patronu olursun ya da ürettiğin bahanelerin kurbanı. Seçim tamamen senin..."
Alıntı
Kültürlü olmak; çok kitap okumak, üniversiteler bitirmek, her yeri gezip görmek, kaliteli mekânlarda oturmak, farklı insanlar tanımak, entelektüel takılmak ya da aşırı sosyal yaşamak değildir. Kültür, öğrenilmiş bilgiyi davranışa dönüştürme biçimidir. İnsanlara nasıl hitap ettiğindir, sofrada yer açmandır, trafikte yol verişindir, senden güçsüz olana sesinin tonudur. Fikirlerini savunurken kırmadan konuşabilmendir. Okuduğun onca sayfanın, gezdiğin şehirlerin, dinlediğin müziğin kişiliğinde bıraktığı zarafettir...
Alıntı
"Odak noktanı başkalarının hayatlarıyla kıyaslama yapmaktan çekip kendi içine yöneldiğinde, asıl iyileşme süreci başlar. İç dünyan aslında ihmal edilmiş değil, sadece şefkatli bir ilgiyi ve fark edilmeyi bekleyen muazzam bir potansiyel barındırıyor. Başkalarının dışarıdan kusursuz görünen 'vitrin' hayatlarına takılmak yerine, kendi gerçekliğine ve otantik benliğine emek vermek sana en iyi gelecek şeydir. Mükemmel olmak zorunda değilsin; sadece her gün 'Bugün kendim ve gelişimim için ne yapabilirim?' diyerek kendine küçük bir adım atma cesareti göstermen yeterli. Kendi bahçeni, yani kendi benliğini sevgiyle besleyip büyüttüğünde, kıyaslamaların getirdiği yetersizlik hissinden özgürleşecek ve kendi emeklerinle çiçek açmanın o derin iç huzurunu hissedeceksin."
Alıntı
İnsan zihni, doğuştan getirdiği sınırlarla değil, maruz kaldığı "zihinsel gıdalarla" şekillenen dinamik bir yapıdır. Tıpkı bedenin yediklerine dönüşmesi gibi, zihin de okuduğu satırların, izlediği görüntülerin ve içinde bulunduğu atmosferin sessiz bir toplamına dönüşür. Zeka dediğimiz kavram, çoğu zaman sanıldığı gibi sabit bir yetenek değil, zihnin beslenme kalitesiyle doğrudan ilişkili bir "süreçtir". Kişi, zihinsel girdilerini rafine etmeye başladığında, düşünceleriyle kurduğu ilişki de başkalaşır. Artık zihin, her düşünceye körü körüne itaat eden bir mekanizma olmaktan çıkar; kendini izleyen, analiz eden ve "fark eden" bir gözlemciye evrilir. Bu noktada gerçek gelişim; daha çok şey bilmekte değil, zihnin tükettiklerini doğru bir süzgeçten geçirebilme yetisinde gizlidir. Düşüncenin içinde kaybolmak yerine ona kıyıdan bakabilmek, bir zayıflık değil, beynin kendini yeniden inşa ettiği o "gerçek zamanlı evrim" anıdır. Zira insan, ancak zihnini neyle beslediğini fark ettiğinde, kendi düşünsel kaderinin mimarı olabilir.
Alıntı
İnsan, artık kendi kötülüğüyle yüzleşirken bile ruhunda bir kirlenmişlik hissetmiyor. İç dünyasından utanmayı ve ayıbı söküp attığı o anı, tuhaf bir yanılgıyla 'özgürlük' olarak kutlamaya başladı. Doğadaki hayvanların bile içgüdüsel bir sınırı, durduğu bir yer varken; insan, mahremiyetin ve ar duygusunun tüm çizgilerini silip, bu sınırsızlığa 'hayatın olağan akışı' diyerek, aslında medeniyetten uzaklaşmış, çok daha ilkel bir forma evrildi.
Duygu ve Düşünce