S

Hızlıca bulalım tüketeceklerimizi, pürüzlere sonra...
“Her gün yöneticilerden, gazetecilerden, siyasetçilerden ve hatta MIT’deki bazı meslektaşlarımızdan, eşi benzeri görülmemiş teknolojik ilerlemeler sayesinde durmaksızın daha iyi bir dünyaya doğru gittiğimiz yönünde mesajlar duyuyoruz. İşte yeni telefonunuz. İşte en son model elektrikli araba. Yeni nesil sosyal medya platformuna hoş geldiniz. Ve belki de çok yakında, bilimsel gelişmeler kanseri, küresel ısınmayı, hatta yoksulluğu bile çözecek. Elbette hâlâ eşitsizlik, kirlilik ve dünya çapında aşırılık gibi sorunlar var. Ama bunlar, daha iyi bir dünyanın ‘doğum sancıları’ olarak görülüyor. Bize söylenen şu: teknolojinin güçleri durdurulamaz. İstesek bile onları engelleyemeyiz, denemekse büyük bir hata olurdu. Bu yüzden en iyisi kendimizi değiştirmek — örneğin, gelecekte değer görecek becerilere yatırım yaparak. Eğer sorunlar sürerse, yetenekli girişimciler ve bilim insanları mutlaka bir çözüm bulacaktır: daha yetenekli robotlar, insan düzeyinde yapay zekâlar ve gerek duyulan diğer tüm atılımlar… İnsanlar Bill Gates, Elon Musk ya da Steve Jobs’un vaat ettiği her şeyin gerçeğe dönüşmeyeceğini elbette biliyor. Ama yine de, dünya olarak onların teknolojiye duyduğu bu iyimser inançla yoğrulduk. Artık herkesin, her yerde, mümkün olduğunca yenilik yapması gerektiğine inanıyoruz — işe yarayanı yolda bulur, pürüzleri sonra düzeltiriz düşüncesiyle.”
Alıntı
Reklam

S

, bir kitabı okumaya başladı
“Kendinle ilgili algını değiştirmek zordur, çünkü beynin, seninle ilgili önceden oluşturduğun inançları doğrulamaya programlıdır.” Zihin, kendini tanımaktan çok, kendini haklı çıkarmaya meyillidir. Bu yüzden, kendini yeniden görmek cesaret ister — çünkü o an, en köklü alışkanlığınla, yani kendin hakkında neye inandığınla yüzleşirsin. Gerçek dönüşüm, bu aynayı kırdığında başlar.
Alıntı
Duygusal zekâ, artık ‘kötü’ hiçbir şey hissetmeyecek kadar disiplinli ya da bilge olman değildir.” Gerçek duygusal olgunluk, duygularını bastırmak değil; onların içinden geçebilme cesaretidir. Acıyı reddetmek değil, onun neden geldiğini anlamaktır.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Psikoloji
“You think your past defines you, and worse, you think that it is an unchangeable reality, when really, your perception of it changes as you do. Because experience is always multi-dimensional, there are a variety of memories, experiences, feelings, “gists” you can choose to recall…and what you choose is indicative of your present state of mind. So many people get caught up in allowing the past to define them or haunt them simply because they have not evolved to the place of seeing how the past did not prevent them from achieving the life they want, it facilitated it. This doesn’t mean to disregard or gloss over painful or traumatic events, but simply to be able to recall them with acceptance and to be able to place them in the storyline of your personal evolution.” “Geçmişinin seni tanımladığını, dahası onun değiştirilemez bir gerçeklik olduğunu sanırsın. Oysa geçmişin, sen değiştikçe yeniden biçimlenir. Deneyim çok boyutludur; hatırlamayı seçtiğin anılar, duygular, izlenimler — hepsi senin şu anki bilincinin bir yansımasıdır. İnsanların çoğu, geçmişin onları tanımlamasına ya da hayalet gibi takip etmesine izin verir, çünkü henüz geçmişin onları durdurmadığını, tersine bugün oldukları yere taşıdığını görecek kadar evrilmemişlerdir. Bu, acıyı inkâr etmek ya da travmayı önemsizleştirmek değildir. Aksine, onları kabullenmek ve kendi hikâyenin evrimi içinde anlamlı bir yere koyabilmektir. Çünkü geçmiş, seni sınırlamaz — seni şekillendirir. Ve bazen, en büyük ilerleme, geriye dönüp başka bir gözle bakabilme cesaretinde gizlidir.”