Spoiler İçerir !!
Ruhlar Evi, Isabel Allende’nin üç kuşağa yayılan bir aile üzerinden Şili’nin modernleşme ve faşizme sürüklenme tarihini anlattığı politik bir metin. Kitaba edebi bir kutsallık atfetmeden, sadece karakter mekanizmaları ve siyaset bilimi ekseninde masaya yatırdığımızda, karşımıza kusursuz işleyen bir mikro-makro iktidar simülasyonu çıkıyor.
Romanda karakterlerin gelişimi, ülkenin siyasi dönüşümüyle tamamen eş zamanlı ve paralel ilerliyor. Bu paralelliğin merkezinde ise mülkiyeti, devleti ve statükoyu tek başına temsil eden Esteban Trueba var. Esteban’ın karakter eğrisi, aslında bir ülkenin muhafazakar elitlerinin geçirdiği dönüşümün birebir aynası.
Rosa (Ulaşılamaz İdea ve Ütopya): Esteban’ın gençliğindeki o yeşil saçlı, büyüleyici Rosa’ya duyduğu saf ve romantik aşk, siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında aslında bir toplumun henüz yozlaşmamış, endüstriyelleşmemiş o ilk "saf ütopya" ve ideal düzen arayışıdır. Rosa, maddesel dünyanın ötesinde, ulaşılamaz bir idea olarak kalır. Onun trajik ve ani ölümü, o saf idealin pratik siyasette ve sert gerçeklikte yaşayamayacağının ilk kanıtıdır.
Esteban'ın Dönüşümü (Rasyonel Duygusuzluk): Bu kaybın ardından Esteban, Rosa gibi bir ideanın peşinden koşmayı bırakıp katı ve pragmatik bir materyalizme savrulur. Madenlerde ve Tres Marías çiftliğinde gücü, toprağı ve emeği kontrol ettikçe, ruhundaki o ilk romantizm tamamen buharlaşır ve yerini rasyonel bir duygusuzluğa bırakır. Bu durum, genç cumhuriyetlerin ilk dönemindeki o saf kalkınma idealizminin (Rosa), zamanla gücü elinde tutan elitlerin elinde nasıl despotik, mülkiyetçi ve mekanik bir devlet aygıtına (Esteban) dönüştüğünü gösteren harika bir politik alegoridir.
Ancak Allende’nin asıl usta işi hamlesi, Esteban’ı evin ve sistemin mutlak iktidarı olarak