Kibirimiz, tutkulanmız, taklit etme eğilimimiz, soyut zekamız ve alışkanlıklarımız uzun zamandır iş başında, sanatın görevi bunların onaya çıkarltıklan şeyi bozmak, bizi içinde ne olduğunu bilmediğimiz derinliklerimize geri döndürmektir.
...hissettiğimiz şeyleri gerçekliğin kendisinden çok farklı biçimde ifade etmek ama kısa bir süre sonra ifade ettiğimiz şeyi gerçekliğin kendisi gibi kabul etmek.
Bazen öğleden sonra beyaz bir ay ufak bir bulut gibi gizlice, gösterişsiz bir edayla gökyüzüne sokulur; henüz "sahneye çıkma" sırası gelmeyen, bu yüzden bir süre
oyuncu arkadaşlarını izlemek için günlük giysileriyle biraz "öne ilerleyen" ama ilgiyi üstüne çekmek istemediğinden yine de sahne arkasında kalan bir aktrisi hatırlatır insana bu haliyle.
Aslında çok önemli bir konudur bu, çünkü nasıl konuştuğumuz nasıl hissettiğimizle doğrudan ilintilidir, çünkü dünyayı anlatma biçimimiz onu ilk başta nasıl algıladığımızı bir ölçüde yansıtabilmelidir.