Anna kocasının soğuk yüzüne umutsuzca bakıp, ağır ağır:
- Hayır, yanılmadınız, dedi.
- Yanılmadınız. Umutsuzluk içindeyim, olmamam da olanaksız. Sizi dinliyorum ve onu düşünüyorum. Onu seviyorum, onun sevgilisiyim, tahammül edemiyorum, korkuyorum, sizden nefret ediyorum… Bana istediğinizi yapın.
“Hayır, bizi bırakıp gitmeyeceksin, başka birisi olmayacaksın, nasılsan öyle kalacaksın: Kuşkularınla kendinden sonsuz hoşnutsuzluğunla, sonuçsuz kalan kendini düzeltme denemelerinle, yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız, sana nasip olmayacak sonsuz bir mutluluk beklentisiyle.”
Durup dururken, ortada fol yok yumurta yokken kendi kendimi gücendirdiğim çok oldu; aslında hiç sebep olmadığını bildiğim halde kendimi öyle dolduruyordum ki, sonunda gerçekten gücenip içerliyordum.