Orhan Kulçabay

Bir aldanma olayında asıl tehlike buradadır. İnsan nefsini temize çıkarmaya eğilimlidir. Halbuki insan, nefsini temize çıkarmak değil, nefsini tezkiye etmekle sorumludur. Eğer insan yanlışını savunmaya başlarsa, bunun bedeli çok daha ağırlaşır ve yanlış üreten bir zihne sahip olur. Doğruları görememeye başlar. Günah işlemek başka bir şey, günah üreten bir perspektife sahip olmak başka bir şeydir. Günah affedilebilir ama günahı savunmak/rasyonalize etmek kişinin şeytanlaşmasına yol açabilir.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hz. Ademin aldatıldığını anladıktan sonraki tepkisi de oldukça anlamlıdır. Adem hiç bir savunmaya girmemiş, hatasını hemen anlamış ve af dilemiştir. İkisi dediler ki: Rabbimiz: kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen; muhakkak ki biz, hüsrana uğrayanlardan oluruz. Burada şöyle bir savunma yapmaları beklenebilirdi: "Biz kötü bir niyetle yapmadık, burada ebedi kalmak istedik. Ayıp yerlerimizin bize görüneceğini bilmiyorduk. Üstelik Şeytan' da yemin etti. Bir kişinin yalan yere yemin edebileceğini düşünemezdik." Ama böyle bir savunmaya hiç girmemişlerdir. Burası önemli bir noktadır. Bir insan aldanabilir. Ama aldanışını rasyonalize etmesi, çok daha tehlikelidir. Eğer Hz. Adem böyle bir savunmaya girmiş olsaydı, muhtemelen, artık bir Şeytan'a ihtiyacı kalmayacak; kendi kendini aldatan bir varlığa dönüşecekti. Belki de, Şeytanın yemini, aldanma olayından sonra, Ademin yanlışını rasyonalize etmesi/kullanması için kandırma cümlesinin içine yerleştirilmişti.
Şeytan yasağa ilişkin Ådem'in perspektifini, algısını değiştirmek için, "Bu ağaç size niçin yasaklandı?" diye sormuş ve algı yönetimini şu iki argüman üzerine bina etmiştir, 1. "Melekler gibi olmamanız" 2. "(Cennette) ebedi kalmamanız" Şeytan, bu aldatıcı vaatlerde bulunduktan sonra doğru söylediğine, onların iyiliklerini istediğine dair bir de yemin etmiştir. Şeytan'ın bu argümanlarından anlıyoruz ki, Şeytan Ademi analiz etmiş ve onun iki temel zaafını tespit etmiştir. Buna göre: 1. Hz. Adem'in melekler gibi olma arzusu, ve; 2. Cennette ebedi kalamama korkusu/kaygısı vardı. Şeytan'ın kurguladığı argüman Hz.Adem'in bu arzusu ve kaygısından faydalanmıştı. Şeytan'ın kurgusu, Hz. Ademin psikolojik dünyasındaki bir gerçekliğe tekabül etmişti. Bu gerçekliğe dayanarak, onu yasak olan eylemi yapmaya yönlendirdi. Her aldananın yaşadığı gibi, Hz. Adem'in eylemi de onu beklediği amaca ulaştırmadı, tersine onu mahcup edecek/utandıracak bir şekilde son buldu.
2. Şeytan'ın Hz. Ademi kandırabilmek için kullanabileceği sadece bir tek kandırma nesnesi (ağaç) vardı. Hz. Ademin çiğnememesi gereken onlarca yasak yoktu. Bu da Şeytanın işini zorlaştıran bir faktördü. Eğer Hz. Adem için başka yasaklar da konulmuş olsaydı Şeytan ağaç seçeneğinde başarısız olduğunda başka seçeneklerden de faydalanabilirdi. Yani, Şeytan'ın tek bir şansı vardı o da Ademin yasak meyveden yemesiydi. Diğer bir ifadeyle şarjöründe tek bir kurşun vardı; attığında isabet ettiremezse kaybetmiş olacaktı. 3. Şeytan'ın işini bunlar yeteri kadar zorlaştırıyor olmasına rağmen 3. zorluk daha büyüktü. Allah Hz. Ademi "İşte bu senin apaçık düşmanındır!" diye uyarmıştı. Yani, Şeytan deşifre edilmiş bir düşmandı. Eğer Hz. Adem düşmanını kendisi tespit etmek zorunda olsaydı, ya da Şeytanla işbirliği yapan başka aracılar da devrede olsaydı, bu, Şeytan'ın işini kolaylaştırırdı. Ama kendisi Allah tarafından açıkça "düşman" olarak ilan edilmişti. İşte bu zor koşullar altında Şeytan Hz. Ademe yaklaştı. Hz. Adem'e öyle bir şey söylemeliydi ki, etkili olabilsin. Şeytan bütün negatif koşullar altında öyle bir argüman kullandı ki, hedefine ulaştı. Şeytanın, apaçık bir düşman olarak, deplasmanda zafere ulaştıran argümanı incelenmeye değerdir.
İlk Kandırılma: Cennette Algı Yönetimi Hz. Adem yaratılıp cennete konulduktan sonra Allah tarafından kendisine üç şey söylenmişti (Bakara Suresi: 30-39, Araf Suresi: 11-27): 1. Burada eşinle birlikte istediğiniz gibi yiyin-için, yaşayın 2. Sadece şu ağaca yaklaşmayın 3. Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. Bir tarafta insanoğluna düşman olan Şeytan, diğer tarafta Hz. Adem ve eşi. Şeytan Hz. Ademi kandırmak istiyor. Yapabileceği tek bir şey var, yasak meyveyi Hz. Adem'ın yemesini sağlayabilmek. Ama işi çok zor. Çünkü Ademe yapmaması gereken şey açık bir şekilde söylenmiş. Üstelik, düşmanı hakkında da açık bir şekilde uyarılmış ve Hz. Adem yaşamını rahatça sürdürebilme imkanıyla donatılmış bir mekana; Cennete konulmuş. Şeytan'ın iddiası büyük: Ademi kandıracağım, ayağını kaydıracağım. Hz. Adem ise, kanmamakla görevli. Bu noktada Hz. Adem ve Şeytan'ın koşulları karşılaştırıldığında Şeytan'ın objektif şartlarının çok daha zor olduğunu anlıyoruz. Şeytan'ın Ademi kandırmasını neredeyse imkansıza yakın bir zorluğa taşıyan koşullar şunlardır: 1. Mekån cennettir. Kandırma eylemi cennette gerçekleşecektir. Yani, Şeytan'ın Hz. Ademi kandırabilmek için kullanabileceği zorluk, yokluk, yoksulluk, imkânsızlık vb. şeyler yoktur. Şu örnek Şeytan'ın içinde bulunduğu zorluğu anlamamızı kolaylaştırır. Eğer bu kandırma eylemi bir çölde gerçekleşecek olsaydı, kandırılan ki şinin susuzluğu ve suya olan ihtiyacı kandıranın elini güçlendiren, kandırmak için güçlü bir gerekçe olabilirdi. Şeytan elinde bir bardak suyla gittiğinde "su" önemli bir kışkırtıcı/ayartıcı işlevi görebilirdi. Ama anladığımız kadarıyla, Hz. Adem cennette bütün temel ih tiyaçlarının karşılandığı bir ortamda yaşıyordu. Bu Şeytan'ın işini önemli ölçüde zorlaştırıyordu. Tabir-i caizse, Şeytan deplasmanda mucadele