Algı yönetmenleri ve manipülatörler hepimizin, suratında embesil bir sırıtma ile yaşamamızı istiyor. "Pozitif ol!" "Sadece yaşa", "Keyfine bak" gibi mottolarla mankurtlaşan zihinler dostunu düşmanını ayırt edemez hale geliyor.
Bazen öğrencilerime "Arkadaşlar her gün 24 bin çocuk açlıktan ölüyor. Son elli yılda savaşlarda 48 milyon kişi öldü. Uyuşturucu tacirleri her gün bir çocuğumuzu aramızdan alıyor gibi bazı gercekleri hatırlattığımda, genelde: "Hocam içimizi kararttınız" gibi bir tepkiyle karşılaşıyorum.
Bu tepkinin geldiği zihnin algı yönetmenleri tarafından uzun yıllar boyunca şekillendirildiğinin farkında olmalıyız. İlkin, öğrencilerim, (farkında olmayarak) bu tabloyu var edenleri değil, bu tabloyu hatırlatan(lar)ı suçluyor: İçimizi siz kararttınız!
İkincisi, bu tepki, "Biz ne güzel yaşayıp gidiyorduk (dalıp gitmiştik) niçin bunları söyleyip bizi rahatsız ediyorsunuz?" serzenişini içinde taşıyor.
Algı yönetmenleri ve manipülatörler, kitleler, var ettikleri dünyanın gerçeklerini hatırladıklarında onlara nasıl davranacaklarını da öğretiyorlar. Örneğin şu yargıyla sık karşılaşıyorum: "Herkes yaptığının karşılığını alıyor"
Bu yargı bir noktaya kadar doğru. Aslında herkes içlerinde bir yerlerde, bu gerçekleri değiştirmek için yapabileceği bir şeyler olduğunu biliyor. Ama sözünü ettiğim yargı onları rahatlatıyor Niçin bunlar oluyor? Çünkü bu onların suçu! Aslında faili kurtaran bu açıklama biçiminin nasıl olup da içimize gelip yerleştiğini iyi analiz etmeliyiz