Utanç nedir bilmiyordu merhameti: Sokulmuştu en pis köşelerime kadar. Bu meraklı, hayli sırnaşık, hayli merhametli tanrı mecburdu ölmeye.
Her şeyi gören tanrı, hatta insanları da: Mecburdu bu tanrı ölmeye! Tahammül edemez insan, böylesi şahidin hayatta kalmasına.
Müphem biriydi de. Nasıl da kızardı bize, öfkeyle yatıp öfkeyle kalkan, kendisini fevkalade anlamadık diye. İyi de neden açık seçik konuşmazdı ki?
Ve kabahat kulağımızdaysa, neden kendisini iyi işitemeyen kulaklar veriyordu bize? Diyelim ki balçık tıkalı kulaklarımıza, tamam! Onu oraya tıkan kim peki?