Bu iki kelime boğulmakta olan ruhuma bir hayat öpücüğü kondurmuştu sanki.
Baktım küpe çiçeği tomurcuklarını patlatıvermiş.
Saka kuşu sevinçle sıçrayıp ötüyor.
Ulan kuş sen hep böyle öter miydin be.
Fırlayıp dükkânı dört dönmeye başladım.
Bu defa önceden hazırladığım bir kitabı verdim. İçine küçük bir kâğıt koymuş, “Hep seni düşünüyorum” diye yazmıştım. Kitabı geri getirdiğinde baktım benim verdiğim kâğıda, o cümlenin altına “Ben de seni” diye yazmış.
— Ama beni öyle uzak köylere yalnız başıma göndermezler ki!
— Şimdi de çok tedirginsin dedim. Rahat ol biraz.
— Hıh dedi, küçümsedi beni, sen yabanın tekisin, bu kasabayı, ailelerimizi bilemezsin.
— Bilirim, bilirim, diye bilgiçlik tasladım. Benim ömrüm de küçük kasabalarda geçti.