Dostoyevski’nin 24 yaşında yazdığı ilk eseri. Dostoyevski’nin derin psikolojik analizlerinin ilk kıpırtılarını görüyoruz. Kendi üslubu konusundaki endişelerini, sefaleti, gururu, öz saygıyı içimizde yaşatıyor.
İçeriği bu kadar dolu gözüküpte; gerçeklikten bu kadar uzak, çelişkilerle dolu, akıl verip çözüm üretmeyen, özgürlük diyerek ütopya sunan bir kitap daha okumadım. Elbette toplum baskısından, dogmatik
Edebi yönden müthiş bir kitap. Özellikle ilk bölümü gayet iyiydi. İkinci bölümde ülkemizin sorunları olan, herkesin bildiği ama kimsenin kılını kıpırdatmadığı; rant, her şeye siyasetin bulaşması, çarpık kentleşme, bazı terk edemediğimiz geleneklerimizin alt kültüre ait olduğu, siyasilerin basiretsiz-cahil oluşu, görgüsüzce batılılaşma vs değinmiş. Ancak olmayan birkaç durumu da varmış göstererek birazcık haksızlık etmiş. Ancak bu durum kitabın genelinin müthiş olmasına asla engel değil ve kesinlikle bu kadar düşük puanı haketmiyor.
Bazı bölümler Atatürk ile o kadar alakasız ki çok sıktı açıkçası. 1500’lerden itibaren Avrupa tarihi anlatıyor hoca. Halkın okuyacağı bir kitabı bu kadar ayrıntılandırılmamalıydı.
Hayal gücünü besleyecek, ileride hayatıma yön verebilecek bilgilerin olduğu bir kitap. Ancak cihaz kısmındaki gereksiz ayrıntılar ve tekrarlar , robotlar-uzaylılar konusunun gereksizliği, filmlerle ilgili ayrıntılar okumayı zorlaştırıyor ve sıkıcı bir hal alıyor. Diğer taraftan zihnin biyolojik olarak incelendiği kısımlar oldukça akıcı.
Zihnin GeleceğiMichio Kaku · Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş. · 2016497 okunma