Ulas

Ulas
@Orpheios
Modern çağın varoluşçusu,sıradanlığın yükünü omuzlamış bir düşünce mahkûmu.Sabah 5te uyanır, zihninde davalar açar;hem yargıçtır hem sanık.Herkesin merak ettiği ama kimsenin bilmediği bir dosyayı taşır gibi yaşar.
Personel Officer
İstanbul Teknik Üniversitesi
Abu Dhabi
Adana, 14 Şubat
41 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
“Noctem tacitam amamus, ubi veritas silet et anima loquitur.” (Sessiz geceyi severiz; hakikat susar, ruh konuşur.)
Reklam
Herkes bir kitap cümlesi paylaşma telaşında… Sayfalardan cımbızla çekilmiş kelimeler, sanki yazanın değil de paylaşanın derinliğini gösterecekmiş gibi ardı ardına sıralanıyor. Ama bakıyorum, neredeyse tamamı basit, sıradan aşk cümleleri. Aynı sözler, aynı duygular, hatta aynı kırılganlık. Oysa kitapların asıl büyüsü, okuyanı sessizliğe gömmesi değil midir? Cümleler paylaşılmak için değil, içselleştirilmek için yazılmaz mıydı? Gerçek bir fikir üretmek cesaret ister. Bir düşünceyi kendi kelimelerinle ifade etmek, bir başkasının güvenli limanından çıkıp kendi okyanusuna açılmayı gerektirir. Alıntı, kolay olandır; ama kendi cümlen, her zaman risklidir. Çünkü alıntı, senden önce sınanmış ve kabul edilmiştir. Ama kendi sözlerin? Onlar ya anlaşılacak ya da yanlışlanacaktır. İşte tam da bu yüzden, kitabı kapatıp kalem tutmanın vakti gelmedi mi? Paylaşılacaksa eğer bir söz, neden başkasının değil de bizim cümlelerimiz olmasın? Bırakalım, kelimeler zihnimizin ve kalbimizin derinliklerinden doğsun. Çünkü yazmak, sadece paylaşmak değildir; yazmak, var olmaktır. Bu dünyaya bir iz bırakmanın en samimi ve en cesur yoludur. Öyleyse, paylaşmak istiyorsanız, kendi cümlelerinizi paylaşın. Çünkü bir düşünceyi en iyi, onun doğduğu zihin ifade edebilir.
Sessizlik, çoğu zaman gürültünün karanlıktan daha derin bir gölge olduğu gecenin kalbine doğru uzanan bir köprü gibidir; söze dökülemeyen hakikatlerin yeşerdiği bir toprak. Burada, hiçlik sanılan o sessizlik, aslında düşüncenin asıl savaş meydanıdır. Ne çığlıklar, ne nidalar, ne de parıltılı sözler; yalnızca iç dünyanın kendisine dönük, yalın, sarsıcı bir direnişi vardır. Bu direniş, geceyi çağıran belirsizliğe karşı bir başkaldırı, kelimelerden azade bir güç gösterisidir. Sessizliği isterken, insan kendi içindeki korkulara, karanlıklara ve bilinmezliğe meydan okur, ışığı bulmaya giden en esrarengiz yolu sessizlikte keşfeder.
Şimdi düşün, bir aynanın karşısındasın. Kendine bakıyorsun ama gördüğün şey bir silüetten ibaret. Başkalarının onayıyla şekillenmiş bir silüet. Kendini tanımak şöyle dursun, kendi yüzüne bile yabancısın. İşte bu, değersizlik hissinin başladığı yer. Ama şöyle bir şey var: Aynadaki yansıma, senin gerçeğin değil. O sadece senin “zannettiğin” bir görüntü. Bu hissi çözmek için birilerinin seni anlamasını ya da onaylamasını bekleme. Çünkü bir başkasında bulmayı umduğun kurtuluş, kendi ellerinde. Sadece bakış açını değiştirmen gerekiyor. Bir yerden başlamak lazım. Kendine şunu söyle: “Ben eksik değilim, sadece yolumu bulmaya çalışıyorum.” Çünkü, dostum, o ayna kırılabilir ama sen içindeki değeri yeniden inşa edebilirsin.