Modern çağın varoluşçusu,sıradanlığın yükünü omuzlamış bir düşünce mahkûmu.Sabah 5te uyanır, zihninde davalar açar;hem yargıçtır hem sanık.Herkesin merak ettiği ama kimsenin bilmediği bir dosyayı taşır gibi yaşar.
Ezelden beri değişmeyen şeyleri, sanki o âna kadar dünyevi bir göz tarafından hiç aydınlanmamış gibi görmek, binlerce kez ifade edilmiş olanı, sanki hiçbir insanın dudakları arasından dökülmemiş gibi, âdeta dile gelmemiş sözcüklerle yeniden ifade edebilmek gerçek yaratıcılık değilse, nedir?
Yolun bittiği falan yok. Artık yola kendin olarak devam etmen gerekiyor sadece. Artık bu elbiselerden vazgeçmen, belki bu evi satıp başka bir yere yerleşmen ve baştan başlaman gerekiyor.
...ne kadar uğraşırsam uğraşayım, asıl suçlunun hep ben olduğum sonucu çıkıyordu ortaya; ayrıca, olayın en utanılacak yanı da, suçsuzken her zaman benim suçlu olmamdı.
Aklıma Cyrano’nun hikâyesi geliyor. Hani, “Niye söylemedin o mektupları senin yazdığını?” diye çırpınır ya Roxane. Cyrano ise O’na, savaşta ölen nişanlısını hatırlatarak cevap verir: “Yazı benim ama üzerindeki kan onun.”
Tüm yazdıklarımız bizim olsa da ne fark eder ki. Üzerindeki kan, hikâyelerini her gün kayıtsızca izlediğimiz o bahtsızların... Bunu böylece bilin...