Alpay Şirin

Bölüm XXVII - YİĞİT ŞÖVALYELER VE SİLAH ARKADAŞLARI
Stubb geminin üçüncü kaptanıydı; Cod burnunda doğmuştu; bundan ötürü de, gemide ona Cod'lu derlerdi. Her şeyi oluruna bırakan bir adam. Ne yiğit ne de korkak. Önüne çıkan belaları kayıtsızca karşılardı. Balina avının çetin anlarında, bir yıl için gündelikle tutulmuş bir doğramacı gibi, kılı kıpırdamadan, sessiz sedasız çalışırdı. Ölüm kalım savaşlarında, sandalına, rahat rahat, keyifli ve kaygısız kumanda ederdi; sanki bu savaşlar bir şölen, tayfası da birer konukmuş gibi. Sandalındaki yerini seçerken de, oturduğu yerin rahat olmasını isteyen yaşlı bir arabacı kadar titizdi. Balinanın yanı başında, ölümle burun burunayken, amansız mızrağını, hiç oralı olmadan, soğukkanlılıkla kullanırdı, ıslık çalarak tokmağını sallayan bir tenekeci gibi. En azgın canavarlara rampa etmişken, keyifli halk havaları mırıldanırdı. Savaşları kanıksamış Stubb için, ölümün korkunç ağzı, rahat bir koltuk haline gelmişti. Ölüm ne anlam taşıyordu ona göre, Allah bilir. Belki de hiç düşünmüyordu bunun ne demek olduğunu. İyi bir yemekten sonra ölüm aklından geçecek olursa, işini bilen her denizci gibi, yukarının buyruğuyla güverteye fırlamak ve orada bir işe koşulmak kabilinden bir şey gibi görüyordu herhalde bunu. Hangi işe çağrıldığını ne bilsin insan, yukarı çıkınca öğrenir ne olduğunu
Sayfa 172 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bölüm XXVI - YİĞİT ŞÖVALYELER VE SİLAH ARKADAŞLARI
İnsanlar, para çıkarlarına dayanan ortaklıklar olarak, ya da bir millet olarak kötü görünebilirler; aşağılık, budala, katil olabilirler; yüzlerinden bayağılık, anlamsızlık akabilir. Ama kafamızdaki insan kavramı öyle soylu ve pırıl pırıl, öyle yüce ve öyle şanlıdır ki, onda bir yüzkarası görür görmez, hepimiz en süslü örtülerimizi hemen üstüne atıp saklamalıyız bu lekeyi. Tüm ahlak yıkıntılarına karşın, içimizin derinlerinde duyduğumuz tertemiz insanlık, olduğu gibi kalır ve yiğitliğini yitiren bir adamın çıplaklığı karşısında, insanlığımızın yüreği kan ağlar. Dindarlar bile, böylesine bir ayıp karşısında, büsbütün susmayıp, buna göz yuman kadere çıkışırlar. Ama bu insan yüceliği, kralların, rütbelerin, cübbelerin, yüceliği değildir. Bu yalın, bu bereketli yücelik, kazmayı kaldıran kolda, çiviyi çakan bilekte ışıldar. Halkın yüceliğidir bu ve Tanrı -mutlak, ulu Tanrının ta kendisidir- her bir yana saçmıştır bu yüceliği. Halktan oluşan her devletin hem özü, hem de çevresi olan mutlak, ulu Tanrı! O her yeri saran varlık! O tanrısal eşitliğimizin kanıtı!
Sayfa 170 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bölüm XXIII - RÜZGÂR ALTINDA KIYI
Bilir misiniz ki, her derin düşünce, her özlü düşünce, insan ruhunun enginlerde yiğitçe özgür kalma çabasıdır, yerin ve göğün en azgın rüzgârları, onu, kölelerin yaşadığı kalleş kıyılara sürüklemek için sinsice elbirliği ederken, ruhun enginlerde özgür kalma çabasıdır
Sayfa 160 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
BÖLÜM XVII - RAMAZAN
Onun bunun dinine bir diyeceğim yoktur benim. Kimseyi öldürmesin, kendi inancında olmayanları kötülemesin de, istediğine inansın. Ama bu inanç gerçekten bir çılgınlık haline gelince, insanı işkenceye sokup, bu dünyamızı içinde oturulmaz bir hana çevirince, böylesi dindarları bir kenara çekip bu iş üstünde konuşmanın tam sırasıdır
Sayfa 136 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
BÖLÜM XI - GECELİK
... çünkü sıcağın tadını çıkarabilmek için, insan, birazcık da olsa soğuğu duymalı. Bu dünyada her şeyin değeri, kendi karşıtıyla meydana çıkar.
Sayfa 101 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat