Gözümü başka bir nesneye çevirince
o kutlu yüzün beni nasıl beslediğini
bilen bir kişi, iki isteği
birbirleri ile dengeleyip de,
gökler rehberimin isteğini yerine getirdiğimde
ne denli keyiflendiğimi anlar hemen.
Yönetimi altında kötülüklerin öldüğü
sevgili efendisinin adını taşıyan
ve dünyayı saran kristalin içinde
bir merdiven gördüm, güneş ışığı vurmuştu
altın renginin üstüne,
gözümün erişemediği yüksekliğe çıkıyordu.
Basamaklarından aşağıya doğru
binlerce ışık iniyordu,
gökteki ışıkların tümü sanki ondan ışıyordu,
Gün ışırken kuzgunlar
üşüyen tüylerini ısıtmak için
içgüdüleriyle toplu olarak havalanınca,
bir bölümü geri dönmez bir daha,
bir bölümü uçtuğu yere konar,
bir bölümü de havada dönüp durur ya;
merdivenin bir noktasına varınca
hep birlikte gelen bu ışıkların da
böyle davrandıklarını sandım ben de.
Bize en yakın duran alev, öyle
parıldıyordu ki, şöyle dedim kendi kendime:
"Bana gösterdiğin sevgiyi görüyorum.
Ama ne zaman konuşmam, ne zaman susmam
gerektiğini söylemesi gereken, susmakta;
istesem de soru soramıyorum ona."
Sonsuz adaletin
sizin dünyanızın görebildiği kesimi,
denizin dibine bakan gözün gördüğü kadardır.
Kıyıda denizin dibini gören göz, dibi
göremez açık denizde; oysa dip yine oradadır,
ama derinlik engeller görünmesini.
"Dışarı gönder" dedi,
"isteğinin ateşini, dışarı çıksın da,
ne varsa içinde olduğu gibi yansıtsın;
sözlerinle, bildiklerimiz artacak sanma,
ama susuzluğunu söylemeye alış ki,
içecek versinler sana."
"Ey soyumun sevgili atası,
öyle yükseklere çıkıyorsun ki, insan aklının
bir üçgende iki geniş açı olmayacağını
bilmesi gibi, bütün zamanların
şimdiki zamana dönüştüğü noktaya bakıyorsun,
olabilecek şeyleri olmadan görüyorsun.
Vergilius ile birlikte,
ruhları sağaltan dağa tırmanırken,
ölüler diyarına inerken,
yazgının sillesine dayanıklı olsam da
beni ürküten sözler söylendi
gelecek yaşamım konusunda.
Bu nedenle, yazgının bana
neler hazırladığını öğrenirsem sevinirim:
çünkü, beklenen okun acısı daha az olur derim."
Gözlerimi kadınıma çevirdim sonra,
ikisi de şaşkına çevirmişti beni;
çünkü gözlerinde öyle bir gülümseme
ışıyordu ki, kutluluğun, Cennet'in doruğuna
ulaştığımı sandım kendi gözlerimle.