çocuk neden sakat abi?
-doğuştan... doğuştan denmez aslında. hamileyken babasından ağır bi' dayak yemiş.
-babası nerde?
-sinop’ta.
-hapishanedeki? geçen gün uğur ablayı hapishaneye giderken gördüm...
-sevgilisi...
-onun için mi bu şehirdesiniz? ha?
-uzun hikaye, karışık... bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı’da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi' adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi' şeyler. bi' de zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda, cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa? hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık, iki taksi bi dükkan verdi peder.
dükkanda koltuk moltuk satardım. bi' gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi' etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlayacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi' soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl zagor’a kesilmiş. zagor’da kaftiden içerde o sıra. bi' gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden, yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar’a; benim içimde bi' sıkıntı. i̇şi anladım tabii: zagor’u ziyarete gidiyor. bi' tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle.
o ara zagor içerden çıktı. sonra