“Neden intihar etmiyorsunuz?”
Dr. Frankl varoluşsal problemlerden mustarip, hayattaki anlamını sorgulayan ve bu konuda çıkmaza düşmüş danışanlarına bu soruyu sorar. Danışanın verdiği cevaba göre ise terapinin rotası belirlenir. Eğer danışanın bu soruya bir cevabı yoksa Logoterapi ile bir cevap bulunmaya veya yaratılmaya çalışılır. Eğer hayatınızın tüm zorluklarına rağmen yaşamaya dair anlamınızın olmadığını düşünüyorsanız kitabın başında yaşamaya dair her şeyi elinden alınmış birisinin nazi kamplarında hayatta kalma savaşından esinlenebilirsiniz. Aslında Dr. Frankl’de üç yıl süren bu kamp işkencesinden sonra Logoterapiyi geliştirmiştir.
Kitabın yarısından fazlasında yazarın kamp yıllarını okuyoruz. Daha sonra ise Logoterapi’nin ana hatlarını ve Psikanaliz’den farklarını öğreniyoruz. “Logoterapi’nin Psikanaliz’den en büyük farkı daha az geçmişe yönelik ve daha çok içgörüye dayalı bir yöntem olmasıdır.” İçgörü derken kastedilen hayatın anlamının kişiden kişiye değişmesi ve bir başkasının size bunun reçetesini veremiyor olmasıdır. Logoterapi’nin rolü sizin görme alanınızı genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasını ve görülebilir olmasını sağlar. Peki bunu nasıl yapabilir?
Logoterapiye göre hayatın anlamını üç farklı yol ile keşfedebiliriz.
1) Bir üretimde bulunarak veya tatmin edici bir iş yaparak.
2) Bir şeyi deneyimleyerek ya da biriyle temas ederek.
3) Kaçınılmaz olan ıstıraba aldığımız tavır ile.
Birinci yol barizdir ve üretken olmanın kendini gerçekleştirme yolunda faydasını belirtir. İkinci ve üçüncü yol için ise yazar şöyle söyler; “Hayatta anlam bulmanın ikinci yolu iyilik, hakikat veya güzellik gibi bir şeyi, doğayı ve kültürü veya en önemlisi başka bir insanı biricikliğiyle deneyimlemek, onu sevmektir”.
Peki insan hangi durumlarda