Macera romanları okumayı seven birinin çok zevk alarak okuyacağı bir destan bu. Hem sonunu bir yerden duymuş olsanız bile, gerçekleşecek olayların nasıl meydana geleceğine duyduğunuz merakla elinizden düşürmeden okuyabiliyorsunuz. 2800 yıl önce bu eserin bu formatta yazılmış olması, adeta modern bir roman yahut sinema filmi gibi sahne değiştirmesi gerçekten inanılmaz.
Ana anlatısı bir intikam öyküsü olan destanı sadece bir macera romanıymış gibi değerlendirmek de elbette hem haksızlık hem de kendini bilmezlik olacaktır. Benzerlik sadece öykünün akışı ve o kaçınılmaz kadere, intikama adım adım gidişinde uyandırdığı merak faktörüyle sınırlı kalıyor. Bunun haricinde ise anlatının detay seviyesi ve günlük ritüellerin ve adetlerin sık sık aktarımı, tarihe, farklı kültürlere meraklı olanlar için eşsiz bir kapı açıyor.
Odysseus gerçekten yaşamış mı, yaşadıysa burada anlatılan maceraların gerçeğe uygun olanlarının bir kısmı gerçekten de onun başından mı geçmiş, ya da daha büyük olasılıkla bir çok farklı öykünün kahramanı birleşerek Odysseus’ta tek vücut mu olmuş, bilmemiz pek mümkün değil. En azından destandaki bir çok hikaye ve fantastik karakter daha geçmiş zamanlar ve farklı coğrafyalardaki masallardan geliyor gibi görünüyor.
Kykloplar (belki izole kalmış, avcı-toplayıcı bir kültür), Polyphemus (Dede Korkut hikayelerindeki Tepegöz'e dikkat!), insan yiyen başka bir kültür, Lotusyiyenler adında kafaları sürekli bir milyon gezen bir başka kültür daha, erkek avcısı, cadıların belki de mitik kökeni olan Kirke, Nympheler, Kalypso, Skylla. Hepsi de ayrı ayrı belki eski bir takım kültürel karşılaşmaların ya da doğal fenomenlerin Homeros zamanına kadar taşınmış izleri gibi duruyor.
Akhaların adetleri konusunda da bu destandan aynı İlyada'da olduğu gibi epey fikir edinebiliyoruz.