Adı:
Odysseia
Baskı tarihi:
1971
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
456 syf.
·6 günde
Değerli okur arkadaşlarım, mitoloji öğelerle harmanlanmış sayısız eser okudum. Ama okuduğum eserlerin yazarlarına ilham kaynağı olan, İlyada ve Odysseia adlı eserleri okumak, nedense şu zamana kadar, bir türlü kısmet olmadı. Buna istinaden bu harika kitapları okumama vesile olan Hakan Bey'e, sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ederim. Biz okurları mükemmel tercümesiyle bu nadide eserlere kavuşturan, Hakkın rahmetine kavuşmuş olan, Azra Erhat Hanım'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Özellikle değinmek istediğim bir husus var ki, benim için çok mühimdir. Evet mitlerin tanrısal öğretisi, inancımla örtüşmemektedir. Ama bu demek değildir ki, mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar okunmamalı! Aksine okunması taraftarıyım. Ben imgelem ürünü olan mitleri, estetiksel bir anlatım tarzı içerdiği için okumayı seviyorum. Çünkü mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar, üzerimde sanki bir masal dünyasına adım atmışım gibi bir hissiyat uyandırmakta.

Bazı araştırmacılara göre, mitler masallardan türemiştir; bazılarına göre ise de, masallar mitlerden türemiştir. Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğünde yunanca " Mythos "
kelimesinden türetilen mit; söylenen yada duyulan söz demektir. Masal, hikâye, efsane anlamına gelir, şeklindeki tanımıdır. O halde bu anlatılanları baz alırsak, mitlerin ilkel bağlamından uzaklaşıp ritüel dışında bir anlatım biçimine geldiğinde, sözlü edebiyat ürününe dönüşmesi kabul edilebilir bir gerçekliktir. Bu sebepledir ki destan ve masal gibi anlatılar, taşıdıkları imge ve semboller vasıtasıyla etkin oldukları zamandan günümüze kadar gelebilmişlerdir. İşte Odysseia'da onlardan biridir.

Odysseia tek bir kişinin öyküsüdür. Eser her ne kadar, Odysseia isimli İthake Kralının öyküsünü anlatsa da Hektor'un ölümüyle sonlanan İlyada'nın devamı niteliğindedir bir bakıma. Çünkü İlyada'da okura anlatılmamış, örtülü kalmış bir çok soru Odysseia'da gün yüzüne çıkmaktadır. Meselâ, savaşın nasıl sonlandığı, savaştan sağ kurtulanların akıbetlerinin ne olduğu ile ilgili açıklamalara ayrıntılarıyla değinilmektedir. Ki bu açıklamalar ile, okurun aklında hiç bir soru işaretine yer kalmaz.

Akhalılar dokuz yıl savaştıktan sonra onuncu yıl da, hile ile yıkmışlardır İlyon'u. Savaştan sonra eve dönüş yolunda Athene'ye saygısızlık ettikleri için de, tanrıça da Akhalı askerlerin üzerine uğursuz yeller ve koca, koca dalgalar salar. Bazıları bu uğurda telef olur, bazıları bir çok zorlukla sınandıktan sonra dönebilir yurduna, bazıları da tam yurduma kavuştum derken, eşinin ve dostum dediği kişilerin ihanetleri ile sarsılır ve kalleşçe katledilir.

Bir çok imtihandan sonra yurduna kavuşanlardandır, Odysseis. Peki Odysseis kim? Dedesi Autolykos koymuştur, bu adı ona. Torununu görmeye gelirken yollarda insanlardan çok çile çektiği için, " Çileli " anlamına gelen Odysseis ismini uygun görmüştür. Gerçekten de isminin hakkını verir Odysseis. Geri dönüş yolunda on iki gemisi ve yoldaşlarıyla çıktığı yolculuktan, oradan oraya savrulduktan sonra masalsı bir mücadeleyle tek başına döner baba toprağına. Masalsı diyorum çünkü, satırlar arasında ilerledikçe karşınıza devler, tek gözlü, bin kollu, kuş yada fok kılıklı insan yiyen yamyam canavarlar çıkmaktadır. İlyada'daki gibi estetiksel anlatım, Odysseia'da da karşımıza çıkar. Bir diğer benzerlik zaman ve mekanda yaşanan sıçramaların örtüşmesi. Ama tek farkla insanların yada tanrıların dünyası olarak değil de, olay örgüsü Odysseia, eşi Penelopeia ve oğlu Telemakhos arasında gelişir.

Odysseia Troya Savaşının kaderini belirleyen, son derece zeki ve kurnaz bir kişi olarak çıkar okurun karşısına. Ozan Demodokos, Odysseia adına düzenlenen şenlikte anlatır dinleyiciler vasıtasıyla, biz okura.
Değerli okur arkadaşlar, ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve mutlaka bu eserleri okuyun...
456 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
İlyada nasıl ki bir Achilleus kahramanlık destanıysa Odysseia’da bir Odysseus masalıdır. Odysseus günümüz kelime karşılığı “çileli” demektir.

Homeros MÖ 9. yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Gözlerinin görmediği bazı kaynaklarda bizlere söylenmektedir. Hayatı hakkında olduğu gibi ancak bu konu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bildiğimiz tek şey ise İlyada ve Odyssiea diye iki kitap var ve bunların yazarı Homeros olarak bilinmesidir.

“Yeryüzünde yürüyen ve soluk alan yaratıklar arasında
insandan daha güçsüz bir yaratık beslemez toprak ana.” (Alıntı #45555394 )

İlyada gibi Odysseia da sözlü edebiyat ürünüdür. Bizim edebiyatımızda tam karşılığı olmasa da aruza yakın bir edebiyat örneğidir. Benzerliklerimiz sadece aruz ile sınırlı değil. Özellikle bir hapşırma sahnesi vardır ki hayatımda sıkça karşılaştığımdır. Bir diğeri ise benzetmeler örneğin “Ayağı Tez Odyyseus,” “Kusursuz Andromakhe,” “İnek Gözlü Here” bizim yörelerimizde ise “Altın Dişli Hayriye” gibi. Bu benzetmeler sözlü edebiyat içindir. Çünkü dinleyeni uyanık tutması sebebiyle aykırı olmasıyla karşımıza çıkar. Dinleyiciyi etkilemek için, konuya hapsetmek için süslemeler yapılmalıdır. Bu tür sıfatlarla ozan bunu çok iyi bir şekilde yerine getirmiştir.

Homeros’un Shakespeare gibi günümüz yazarı olmasının başlıca sebeplerini sıralamaya kalkarsak muhtemelen sonu gelmez bir yazımın içine sürüklenirdik. Ancak eserde bulunan felsefi düşünceler yazarı günümüze aktaran en önemli etkendir. Bölüm 16’da bulunan Ölüler Ülkesinde başlığıyla sunulan yerde Achilleus ile Odysseus arasında bir konuşma geçer.

“Ey Peleusoğlu Akhilleus, Akhaların en yiğidi,
Teiresias’a geldim, bir öğüt istemeye,
Geldim İthake’ye nasıl gideyim diye sormaya.
Çünkü Akhaların ülkesine yaklaşamadım henüz,
Ayak basamadım henüz kendi toprağıma,
Dertten derde sürüklendim durdum bugüne dek
Oysa senden mutlu adam yok Akhilleus,
Ne geçmişte vardı senden mutlu, ne gelecekte olacak:
Biz Argoslular sayardık seni sağlığında bir tanrı gibi,
Burada, ölüler arasında da, sürdürmedesin gücünü,
Hiç üzülme, tasalanma Akhilleus öldün diye.”

Ben böyle dedim, o da hemen karşılık verdi, dedi ki:
“Ballandırma bana ölümü şanlı Odysseus,
Bütün geçmiş göçmüş ölülere kral olacağıma
El kapısında kulluk edeydim keşke,
Varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım…” (Sayfa 200)

O dönemlerde böyle bir konuşmanın değeri muhtemelen paha biçilemezdi. Gerçekten felsefenin, düşüncenin bile hâsıl olmadığı bir zamanda günümüz diline yakın bir düşüncenin ağızdan çıkması takdire şayandır.

Yukarıda sözünü ettiğim hapşırma sahnesini günümüzde yaşadığımı söylemek isterim. Bir meclis kurup oturduğumuzda; bir kişi bir bilgi sunar ya da bir şeyi talep ederken başka birinin hapşırması bu istenilen şeyin olacağına kanıt olarak belleklerimize kazınmıştır. Odysseia da ise bu durum aynı bu şekilde işlenmiş ve sanırım bu batılı bize miras bırakmıştır.

Eserin konusu Troya Savaşı’nın kaderini belirlemiş olan İthake Kralı Odysseus’un savaştan sonra askerleriyle birlikte baba toprağına dönüşünün çileli yolculuğunu anlatır. Yine mit karakteri ile karşılaşmaktayız. Poseidon ve Athena başı çekmektedir kurgu içerisinde, bunların dışında Ölüler Diyarı Hades’e de gidip bir önceki eseri olan İlyada da kalan ve anlatılmayan krallarında akıbetini sunmaktadır. Bu eserden sonra sayısız Homerik kahraman hikâyeleri türemiştir. Bunlardan en belirgini ise Ares ile Afrodit’in yasak aşkıdır.

“ana baba evinden daha sıcak olmaz hiçbir yer,
el toprağının en zengin sarayında yaşasa bile” (Alıntı #45370081 )

İlyada da bulunan benzetmelerin ve betimlemelerin bu kitapta da sürdüğünü görmekteyiz. Belki de kitabı en güzel kılan yanlardan birisi de bu benzetmelerdir. Örnek verecek olursak eğer;

“Hemen tokmağın kayışını çözüp anahtarı soktu
Ve kapının sürmelerini oynatıp itti öne doğru,
‘Nasıl böğürürse çayırda otlayan bir boğa,
Güzel kapı da, anahtar dokunur dokunmaz böyle böğürdü’
Ve kapının kanatları birde açıldı önünde hızla” (Sayfa 356)

Diğer bir örnek;

“Taliplerin cansız gövdeleri arasında buldu Odysseus’u,
Kana çamura bulanmış bir arslana benziyordu,
‘bir sığırı parçalayıp da ağıldan çıkar hani,
her iki yandan yanakları ve tekmil göğsü
bulanmıştır kanlara, korkunçtur görünüşü.’
Öyle kanlar içindeydi elleri ayakları Odysseus’un.” (Sayfa 381)

Bu iki örnek sadece sayısız muazzam benzetmelerdendi. Eser içerisinde bunların çokça serpiştirilmiş olması konuyu hem daha iyi anlamaya hem de sahneyi akılda çok iyi kurgulamaya sebebiyet vermektedir. Ozanın büyüklüğünün birer kanıtları niteliğindedir.

Her iki eserinde muazzamlığı ortada. Her ne kadar anonim olmaya meyilli olsa da eserler yazandan ziyade içerinin mükemmelliği ve okurunu sıkmadan içine çekmesi yazarı günümüze taşımaktadır. Sayısız esere konu olması, ustaların elinde mozaik ya da dönem kaplarına işlenmesi, tablolarda betimlenmesi, heykeller ile sunulması kitabın sürekliliğini, devamlılığını günümüze taşımıştır. Modern batı kültürünün bir nevi oluşturan temelidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve kusursuz. 43 sayfalık bir önsüz ile başlayıp, bölümler halinde Odysseia masalına dalış yapıyor. Masal bittikten sonra “ekler” adı altında eserde geçen isimleri, yerleri ve başlıca çevirileri konu eden kısa bir yazım vardır. Sayfa kalitesi yerinde ve rahatsız etmeyecek bir şekilde dizgilenmiş. İlyada’nın ardılı bir kurgu olması sebebiyle ve tahminimce onu okuyanların bu kitaba başladığını varsaydıkları için sayfa altı çevirmen açıklamalarına gerek duymamışlardır. Güzel bir okuma için ilk önce İlyada okunmalı ve arkasından bu esere devam edilmelidir.

“Babası gidince evde yalnız kalan oğul
çok acılar çeker, çok acılar...” (Alıntı #45176248 )

Sözün özü; gerçekten mükemmel ötesinde bir eser. Yeri geldiğinde İlyada’dan çok daha fazla keyif aldığım bölümlerle karşılaştım. Harika bir yazım dili ve çok mükemmel bir kurgu. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
412 syf.
Troya Savaşı'nın gizli kahramanı Odysseus'un, savaştan sonra eve dönüş macerasının destansı, masalsı ve romanvari anlatımı şeklinde kısaca tanımlanabilir Odysseia. Birçok başlık altında Homeros'un bu harika eserini incelemeye çalışacağım.

i) Öncelikle; kurgusu çağdaş romanları akla getiriyor. Nitekim eser üzerinde çalışan uzmanlar, kurgusundan dolayi değişik görüşler belirtmisler hatta birtakım oynamalar yapmaya çalışmışlar. Eserin bu kurgusu şu şekildedir: eser sondan iki kol halinde başlayıp bu iki kolun eserin bitimine doğru birleşiyor ve final yapıyor. Şöyle ki; Troya Savaşı'nı Akhalar Odysseus'un tahta at ile şehre sızma planıyla on senenin sonunda kazanmışlar ve şehri yerle bir etmişlerdir. Ardında dönüş yolculuğunda fırtınaya yakalanıp savruluyorlar. Ama öncelikle biz gözümüzü Odysseus'un şehri İthake'de açıyoruz. Odysseus gideli uzun yıllar olmuş ve karısı Penelope'ye İthake beyleri evlenmek için talip olmuş, Odysseus'un sarayına adeta postu sermislerdir. Penelope ise onları oyalamak için eşini aratmayacak akıl oyunları yapmaktadır. Odysseus'un savaşa giderken kundakta olan oğlu Telemakhos büyümüş, delikanlı olmuştur lakin bu malını mülkünü yiyen taliplere karşı eli kolu bağlıdır. İşte Telemakhos'un bu sebepten babasıyla ilgili bilgi almak için Nestor ve Menelaos'un yanına gidişi ve onlardan babasının kahramanliklarini dinlemesi kollardan ilkidir. Sonra macerasının son durağında bir krallikta hoş bir şekilde ağırlanan, dertli ve yorgun Odysseus'un yanında soluğu alıyoruz. Bu da diğer koldur. Burada Odysseus macerasını diğerlerine anlatmaya başlıyor ve biz de okumaya başlıyoruz. Bu iki kol tanrılar eliyle İthake'de birlestiriliyor ve Odysseus ile oğlu intikamlari için mücadele etmeye başlıyorlar eserin bitiminde. Eser; destan, masal ve roman olma özelliklerinin hepsini barındırıyor gibidir. Odysseus'un eve dönüş macerasında yaşadıkları adeta bir masal dünyası gibi gelir. Hakim atmosfer destandir, öte yandan ise çokça karakter ve olayın birleşiminden oluşmuş sürükleyici bir romandir.

ii) Eser aslında kutsal kitap özelliği de barındırır. Biz 21. yy'da bu eseri mitolojik bir destan olarak okuyoruz lakin aynı eseri eski Yunan'daki insanlar bir kutsal kitap gibi okumuşlar ve kusaktan kusağa anlatagelmislerdir. Bu görüş benim başımdan çıkan bir sav değil birçok uzmanın savunduğu bir savdır. Esere dikkatle baktığımızda bu savın oldukça güçlü olduğunu bizler de görebiliriz.

Kitapta hakim atmosfer zaten kader ve Tanrılar etrafındadır. Her şeyin tanrıların elinde olduğu ve onlar ne dilerse yeryüzünde onların olabileceği mesajı yogun bir şekilde metinde vurgulamaktadır. Aynı zamanda insanların başlarına gelen kötü işlerden kendilerinin sorumlu olduğu da belirtilir. Tanrılar yağma edecek, kötü işler yapacak insanlara bu fırsatı verirler lakin sonradan onların içine huzursuzluğu da. İnsanlar bunlar karşısında her daim sabırlı olmalı, tanrılara karşı şükretmekte ısrarlı olmalı onlara sürekli kurbanlar vermeli, onların adını sık sık anmalilardir. Aynı zamanda insanlar dogruluktan, dürüstlükten ayrılmamalilar yani töreye sıkı sıkı uymalılardir. Zaten başlarına gelen kötülükler de töreye yani düzene uymamaktan ve baş kaldirmaktan gelmektedir. Tam bu noktada, baş kaldirmanin ve aynı zamanda cin fikirliligin, zekanın, kurnazlığın eski Yunan'da vücut bulmuş hali Sisifos'tan bahsedelim: Sisifos, hayatı kurnazliklarla ve tanrılara karşı suç işlemekle geçmiştir. Birisi onun sürülerini çalmış ama ineklerin ayaklarına koyduğu işaretlerle bu kişiyi yakalamıstir. Bu esnada bu kişi kızını evlendirmektedir. Sisifos bir yolunu bulup kızın yatağına girer ve onu hamile bırakır. Öte yandan Sisifos, Zeus'un yine bir çapkinligini ele vermiş ve bu yüzden Zeus tarafından yıldırımla cezalandırılmış ve Hades'e yani ölüler diyarına gönderilmiştir. Lakin Sisifos öncesinde eşine kendisine cenaze merasimi yapmamasıni salık vermiş. Ölüler diyarında bunu kullanarak Hades'i, kendisine cenaze merasimi yapmayarak ruhunun şad olmamasina neden olan karısını cezalandirmak için yeryüzüne çıkmaya izin almış. Tabi, Sisifos yeryüzüne çıktıktan sonra ölüler diyarına dönmeyi reddedip uzun yıllar yaşamis. Ama bir gün herkes gibi ölünce ölüler diyarına dönmüş olur. Zeus, bu kurnaz adam kafasını cin fikirlilige çalıştırıp da başımıza bela olmasın bir daha diyerek Hades'ten ona bir ceza vermesini ister. Ceza hepimizin bildiği üzere, ölüler diyarında Sisifos, bir kayayı tepeye çıkaracak ve tam zirveye çıkmışken kaya yeniden yere düşecek ve Sisifos sonsuza kadar kayayı bu şekilde tepeye çıkarmaya çalışacaktır. Bu arada bu kurnaz Sisifos bir kadını gebe bırakmıştı, işte o bebek şu an incelemesini yaptığım eserin kahramanı Odysseus'un ta kendisidir. Halk tabiriyle tam babasının oğlu yani Odysseus.

Eski Yunan'in 'kutsal' metinlerinde bir düzen tasvir edilir aslında: Olimpos'taki Tanrılar, yeryüzü ve içindeki insanlar ve yeraltı diyarı yani ölülerin ruhları. Tanrılar da kendi aralarında hiyerarşik yapıya sahiptir. Baş tanrı Zeus'tur. O da bu makamı savaşarak ve aklını kullanarak kazanmıştır. Yeryüzünde ise insanlar arasında da hiyerarşik yapı hakimdir. Bir kere köle kurumu oldukça aktiftir. Hatta eserde bir pasajda; köle olanların erdemlerinin tanrılar tarafından yarıya düşürülmüş olduğu söylenir. Feodal bir yapı hakimdir, zira Troya'ya savaşa farklı farklı şehirlerin kralları, krallar kralı Agamemnon'un çağrısı ile gelmiştiler. Toplumda sıkı bir ataerkil yapı hakimdir. Nitekim baş Tanrı Zeus da sık sık gelip kadınlara zorla sahip oluyorken, cemaatin ne olacağı üç aşağı beş yukarı belli oluyor. Agamemnon, Troya savaşı dönüşünde kan davalisi olduğu biri ve eşinin tuzağına düşüp öldürülmüştür. Odysseus'a ölüler diyarında feryat eden Agamemnon, karısının yaptığı bu iğrenç olayın lekesinin tarih boyu her kadının -ne kadar iyi ve namuslu olurlarsa olsun- üzerine kalmış bir leke olduğunu söyler. Sonra, metinde sık sık 'kızoğlankız' olmaya da vurgular vardır. Kızların dedikodulara mahal vermemesi gerektiği, hamarat bir kadının ovulmesi, kadının cinsel iştahından korkulmasi veya tehlikeli bulunulması izleniminin verilmesi diğer bu yönde verilebilecek örneklerdir.

Kutsal kitap derken bunun içinde bir örf ve adetlerin bulunduğu unutulmasin. Zira zaten kutsal kitaplar da bu özelliği barindirabiliyorlar. Bunlardan; cenaze merasimine verilen önem akla geliyor hemen; öyle ki Odysseus'un yanına ölülwr diyarinda, ilk olarak Kirke'nin adasında damda yatarken oradan düşüp ölen bir adamının ruhu gelip, buradan çıktığında Odysseus'un adaya dönerek cenaze merasimini yapmasını ve böylelikle ruhunun huzura kavusturulmasini ister. Misafirperverlik diğer dikkat edici bir özelliktir. Eser boyunca sık sık buna vurgu yapılıyor; öyle ki bir misafirin karnı doyurulmadan ve o yeterince dinlenmeden nereden gelip nereye gittiği, kim olduğu dahi sorulmuyor. Misafire kötü davrananlar kötü görülüyor. Keza aynı durum aynı seviye kadar olmasa da dilencilere muamele için de geçerli diyebiliriz. Dilencilere iyi davranilmasinin iki nedeni var gibi gözüküyor: Birincisi onların tanrı misafiri oldukları yani tanrının onları gonderdigi, ikincisi de tanrıların sık sık dilenci kılığında insanlar arasında gezdikleri inancidir. Diğer değerli görülen sınıf ise ozanlardir. Zira ozanlarin önemi şudur; tanrıların ve insanların destanlarini, agitlarini dillendirerek onların ölümsüz olmasını yani hikayelerinin çağlar boyu aktarılmasını sağlarlar. Hem de belki bu sebeptendir; ozanlara ilham perilerinin(musalar) geldiği inancı hakimdir. Eserde sık sık gözümüz çarpan bir erdem, sözünde durmaktir. Öyle ki yoksulluk bile insanın sözünde durmasına ve doğru sözlü olmasına engel olmasın denilir. Tabiki, bir eve dönüş macerasında vatan sevgisi, özlemi; sılaya özlem de merkezde bulunmaktadır. Öyle ki İlyada'da önemli bir seçimle karşı karşı kalan karakter Akhilleus'tu. Odysseia'da ise Odysseus'tur. Odysseus, Tanrıça Kalypso'nun adasında yedi sene kalır. Kalypso, kendisiyle kalırsa ölümsüz olacağını söyler yok giderse ise ölümlü olarak hayatına devam edecek, ailesine kavusacaktir. Odysseus vatanına, ailesine dönmeyi tercih eder.

iii) Eser bir kral veya yönetici nasıl olmalıdır, bunun mesajını vermektedir. Bu kralın özellikleri; dogruluktan şaşmamasi, halkını bey gibi yaşatmasi; halkına ev, aile ve iş sağlayabilmesi, tanrılara saygılı ve bağlı olmasi, töreye sıkı sıkıya bağlı kalması, çevresindekilere danışmasi, aklı ve düşünce gücü yüksek olması yani kararlarını düşünerek akliyla planlar, stratejiler yaparak alması örnek olarak verilebilir metinden. Yani Odysseus ideal kral olarak sunulmaktadir Homeros tarafından. İncelemenin başında da Troya Savaşı'nın gizli kahramanı o demiştim. Zira bunda sıkışan her durumda aldığı kararların ve bulduğu çözümlerin, savaşın aslında başlamasina olan payı da vardır. Bunlar yanısıra da diğer iki kahraman yani Akhilleus ile Hektor nihayetinde öldüler. Ancak Odysseus ise hayatta kalmayi başarmıştır. Yine ikisi daha çok kas gücüyle ön plana çıkarken Odysseus daha çok akıl gücü ile kendini gösterir ve akıl gücü, kas gücünden üstündür; çünkü insanın hayatta kalmasını sağlar diyebiliriz. Tabi, akla öldüler ama kahraman olmalarını bu değiştirmez denilebilir. Doğrudur ama Homeros'un iki eserinde de aslında vurgulanan iki temel unsur 'barış' ve 'hayat'tir; bu ikisi savaş ve ölümden yeğ tutulur. Bu savı, Odysseus'a ölüler diyarında Akhilleus'un, Odysseus kendisine şanlı bir şekilde ölmesini övünce verdiği ibretlik cevapla(#59928368)
ve eserin başka pasajlarinda halkiyla barış içinde yaşamanın öneminin övülmesi gibi kısımlarla destekleyebiliriz. Bunlara ek olarak eserde ÖLÜ İNSAN = DÜŞÜNMEYEN/ DÜŞÜNEMEYEN İNSAN eşitliği kurulmaktadir.

iv) Eser, Ataerkil ile Anaerkil düzenin çatışması şeklinde de okunabilir. Bunu, Odysseus'un macerasında birinde bir yıl diğerinde yedi yıl esir(imsi) kaldığı iki adanın sahibi Anaerkil yapının tanrıçalari olan Kirke ve Kalypso'nun geçtiği kısımlar ile destekleyebiliriz. Bu iki tanrıçanın Anadolu'nun ana tanrıçası Kybele ile ilişkili olduğu belirtilmiş sözlüklerde. Odysseus önce Kirke'nin adasına yolu düşer. Orada Kirke onun adamlarını domuza dönüştürür. Odysseus, Athena'dan aldığı yardımla onu alt eder ve Kirke de ona aşık olur ve bir yıl mutlu şekilde yaşarlar. Yani ataerkil düzene sahip Yunan Panteonu, anaerkil düzene sahip Anadolu ana tanrıçalarına karşı Odysseus'a yardım etmiş ve onu buradan kurtarmıştir. Maceranın sonlarına doğru Odysseus, Kalypso'nun adasına düşer. Orada Kalypso onu alıkor ama ona gayet iyi bakar. Kalypso onu kendisine eş olarak alır ve yedi yıl bu şekilde yaşarlar. Ancak mutsuz Odysseus'a yardım yine Yunan Panteonundan hatta baş tanrı Zeus'tan gelir. Zeus'un Odysseus'u bırakması ýonündeki emri Kalypso'ya gelince Kalypso önemli bir tirad verir; adeta isyan eder bu ataerkil tanrılara:

"Amma da kıskançsınız, tanrılar, yazık size!
Çok görürsünüz bir erkekle yatmasını bir tanrıçanın
sevdiği erkeği koca diye almasını, açıkça..."
der ve devamında bu tanrıların yaptığı benzer işleri de bir bir sayar.

Erkek bir kahramanın iki defa anaerkil denilenilecek tanrıçalarin eline düşmesi ve buna her defasında son veren ataerkil Olimpos tanrıları, bir nevi tehlike olarak veya nahoş görülüyor diyebiliriz Kirke ve Kalypso özelinde anaerkil yapı.

v) İnsan - Doğa çatışması: Odysseus'a macerasında en çok zorluk çıkaran hatta başlıca zorluk çıkaran denizlerin Tanrısı Poseidon'dur. Odysseus, tepegozlerin diyarında onun oğlu olan tepegozun gözünü kör etmiş ve bu tepegöz de babasından Odysseus'un evine donememesini veya dönecekse de bin türlü cefa çekerek dönmesini istemiştir. Poseidon da bu yüzden eser boyunca Odysseus'a cektirmedigini bırakmaz. Odysseus az önce ifade ettiğimiz gibi ideal kraldır ve en büyük özelliği aklını çok iyi kullanmasidir. Nitekim insan olmayı düşünmekle özdeşleştirilmisti. Haliyle de Odysseus'u bilinçlenen insan olarak görüp, insanın insan olduğundan beri doğaya karşı verdiği zararları; Poseidon'un (doğanın) oğlunun gözünün kör edilmesi şeklinde anlatılmasi olarak anlayabiliriz. O zamandan beri de doğaya karşı insanın amansız mücadelesi devam etmektedir.

vi) Aşk unsuru da var tabiki, eşini yirmi sene bekleyen, çıkan talipleri akıl oyunlariyla oyalayan Penelope ile ölümsüz olmayı elinin tersiyle itip, türlü zorluklar karşısında yilmayip akıl oyunlarıyla eşine dönmeye çalışan Odysseus'un aşkı... Ayrıca bu ikisinin ilişkisi; tencere yuvarlanmis kapağını bulmuş sözündeki gibidir.

vii) Son olarak dikkatimi çeken iki pasaj vardı, aklıma başka birkaç metni getiren:

"söylenenleri ANLIYORUM, gelişti göğsümde YÜREĞİM."

"ve koca DİREKLERİ omuzlarında taşır
YERİ GÖĞÜ birbirinden AYIRAN DİREKLERİ"


iyi okumalar...
456 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bana göre dünya edebiyatındaki efsane ve masalların kaynaklığını rol edinmiş; anlatımının güzelliğiyle okuyucuyu sarıp sarmalayarak onu kendine bağımlı yapan bir yapıt.
Ilyada’nın en önemli karakterlerini içerdiği için Ilyada’yı okumadan bu yapıtı okumak çok büyük eksiklik olur.
456 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Tüm faniler arasında kurnazlıkta ve akılda en önde gelen şanlı kral Odysseus mu dersin yoksa tüm faniler arasında güzellikte ve sabırda en ön de gelen, İthake çevresindeki topraklara ün salmış güzeller güzeli kraliçe Penelopeia mı? Peki İthake kralı Odysseus'un ve kraliçesi Penelopeia'nın özelliklerini birbir alan şanlı varis Telemakhos'a ne demeli.

20 yıl sabırla eşini bekleyen bunun da yanında tüm İthakeli taliplerini yıllarca kandıran Penelopeia'nın, Paris'in Helene'yi kaçırmasıyla yıllarca sürecek savaşın başlaması(İlyada destanı) ve bu savaşın en ön saflarında Agamemnon, Menelos gibi Sprata, Mykene krallarıyla savaşan Odysseus'un, çocuk yaşta babasının gidişini gören, 20 yıl sonra yiğit ve genç bir delikanlı olduğunda annesinin taliplerinin getirdiği yıkımdan bıkıpta İthake kralı şanlı Odysseus hakkında bilgi aramaya çıkan Telemakhos'un uzun soluklu bir hikayesi bu destan.

300'e yakın tanrıyı bu kitapta okuyacak, öğrenecek ve unutacaksınız. Lakin üzülmeyin yaklaşık 20-30 tanesi kesinlikle aklınızda kalacaktır. Şüphe yok ki bunlardan bir tanesi zeka tanrıçası Zeus kızı Athene olacaktır. Çünkü destanın anlatıldığı 12 bin dize boyunca sizi hiç bırakmayacak, tam nereye kaybolduğunu sorduğunuzda Odysseus ve ailesine yaptığı yardımlarla karşınıza çıkacaktır.

Son olarak şunları söyleyebilirim ki, inancınıza, dininize bu anlatılan mitolojik özellikler ters düşebilir, metafizik ötesi Yıldırım atmalar, 3 başlı ok atmalar ters düşebilir lakin sakın unutmayın; yaşam boyunca başka birilerinin hayatını yakından görebileceğiniz, tek gerçek(her ne kadar kurgu da olsa), akıllı ve bir o kadar da karmaşık şey olan kitaplardan bir tanesi bu da. En azından ben bu karmaşıklığa, akıllılığa ve gerçekliğe bayılıyorum.
456 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 2

(Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 1 için bkz: İlyada yorumum. )

Baştan yumurtlayalım: İlyada yorumumdan birkaç “satırcık” intihal yaptım. Evet çaldım ama aynı zamanda hizmet de veriyorum. O zaman kızmanızı gerektiren bir durum yok (!)

İlyada da olduğu gibi; bu kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum.

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, turistik tur rehberini aratmayan 43 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Kitabın içeriğine gelirsek; İlyada destanının figüranlarından biri olan, adının anlamına yaraşır çileli bir yaşam geçiren, İthakeli Odysseia burada başrolü üstleniyor. İlyada’da kitabın bir çok yerinde rastladığımız Tanrılar da insanlar da bu sefer sadece birkaç dizede karşımıza çıkıyorlar. Tanrıların tanrısı Zeus’un kızı Athene hariç tabi. O mikser görevini burada da layığı ile yerine getiriyor.

2004 yılında Truva filminde kullanılan tahta at Çanakkale’nin sahile yerleştirilmeden önce Çanakkale’de Truva savaşını temsil eden bir “atımsı” vardı. Bu “atımsı” sahilden çok daha uzak bir bölgede mahalle marangozları tarafından artık suntalarla hayrına yapılmış gibi görünen, berduşların konakladığı, at demeye insanın dilinin varmadığı ancak “atımsı” diye adlandırabildiği bir şeydi.

Bu attan niye mi bahsediyorum ? Çünkü yine sizi düşünüyorum. Bir gün olur da yolunuz bir bilgi yarışmasına düşer ve baraj sorunuzda “Truva atından hangi kitapta bahsedilmektedir?” olursa, yanılıp da; “Truva savaşını anlatan kitap İlyada olduğuna göre cevabım tabi ki de İlyada” deyip de ZONKKKK diye bir ses duymayın diye bütün uğraşım. Çünkü tahta atdan bahsedilen kitap ilginç bir şekilde Odysseia.

Keloğlan masallarının “Kabasakal”ı Tepegöz hiç beklenmedik bir yerde karşımıza çıkacak. Yine korkunç bir mağarada yaşasa da bu sefer nüfuzlu biri. Koskoca denizler tanrısı Poseidon’un biricik oğlu. Tevratta da geçen Davut ile Calut kıssası kadar heyecanlı Tepegöz ve Odysseia hiper sıklet ölüm müsabakası heyecanı dorukta tutmaya yetmiyor.

Yirmi yıl var ayrıyım İthake diyarından, baba ocağından yar kucağından diyen Odysseia’nın denizler ve adalarda yaşadığı maceralar Henri Charriere’nin Kelebek romanında “sıktıklarından” ( Ne biliyosun ! Yanındamıydın ? ) hiç de aşağı değil.

Karanlıklar ülkesine yapılan yolculuk, daha önce (RIP) Robin Williams’ın What Dreams May Come filmini seyredenleri veya İlahi Komedya kitabını okuyanları şöyle bir silkeleyecek.

Kitapta bir bölüm var ki Game Of Thrones hayranları “kızıl düğün” olayını hatırlayacak. Ama bu sefer ciğerleri yanmayacak…

Odysseia ve arkadaşları yıllar boyunca yağma yapıyor , kafa kesiyorlar; bir yandan da kitap boyunca, “Küçük Ev” dizisini seyreden Adile Naşit gibi oto çöpe zırıl zırıl ağlıyorlar. Hayır yani, sonuçta “Ziya” değiliz ki, abartılı bulduğumuz bir olaya, bir sandalye çekip ağlayanlarla beraber ağlayalım…

Odysseia eski dostlarına kendini tanıtmak için Malkoçoğlu vari bir taktik deniyor. Malkoçoğlu nasıl uzun süredir göremediği sevdiklerini hep aynı şekilde vücutlarında bulunan yaradan tanıyorsa, Odysseia da, sünnet yarası geçen küçük çocuğun “gururunu” amcalara göstermesi gibi, kendisine inanmayanlara sürekli yarasını gösteriyor.

Sonuç olarak ; pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar binlerce dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı dünya malına verilen önem ,fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Odysseia’ dan tüm, asıl yarasının çok içerlerde olduğunu gösteremeyenlere geliyor efenim. ( Bozuk uydu anteninden dolayı tek bir kanalı gösteren bir asker kantini TV sinde 5 ay sürekli çalarak , tahta sayımı iyice eksilten şarkıdır. Şimdiden geçmiş olsun… )

https://www.youtube.com/watch?v=1WsFiNhcL80
412 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İlyada'yı okuduktan sonra Odysseia'yı okumak önceki olaylar ve kişileri bilmek, konuya daha kolay adapte olmanızı sağlayacaktır. İlyada bir olayın, Odysseia ise bir kişinin (Odysseus'un) destanıdır. Ilyada, insana karşı insanın savaşını anlattığı halde, Odysseia, insanın doğaya karşı savaşını dile getirir. Ben çok keyif aldım okurken. Tavsiye ederim.
504 syf.
Neredeyse bütün batılı düşüncenin yazılı ve yazısız kaynağını oluşturan İlyada ve Odysseia kitaplarını okumayı tamamladım çok şükür :)) İlyada'yı okumak zaten başlı başına bir eziyet ama o okunmadan da Odysseia anlaşılmayacağı düşünüyorum konular bağlantılı olduğu için.

Peki, neden okudum bu kitapları ?
Öncelikle batı literatürünün beslendiği en başlıca kaynaklar bunlar...
Inançlarının kaynağı da bu kitap, yani ibadet etme şekillerini vesaire bunlara göre yapıyorlar.
Amerikan filmlerinin vazgeçilmez tanrılarının asıl hâllerini görmek de enteresan bir deneyim olacaktı benim için...
Ve son olarak bazı fikirleri hoşuma giden bir filozof var onun tavsiye ettiği bir kitaptı.

Farklı din anlayışlarını merak edenler okuyabilir . Hem okurken de bir yandan savaş ve aksiyonun olduğu bir destan okumuş olursunuz. Ve bu destan bilinen ilk destanlardan olduğu için de insanların o çağdaki hayat tarzı ,anlayış ve daha birçok konuda bir fikriniz olabilir. Iyi okumalar .
456 syf.
·8/10
Homeros'un yazmış olduğu aslında benim dede korkut hikayelerine benzettiğim mitolojik destanlardan birisi .
Okumasanız çok şey kaybeder misiniz? Hayır ama olursanız da homeros'u biraz daha anlayabilirsiniz
456 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
HER OKURUN OKUMASI GEREKEN KİTAP!

Bu kitap hakkında ve Homeros'un diğer kitabı olan İlyada hakkında uzun uzun inceleme yazabilirim.
Kitaplarda nelerden bahsediyor?
Destanların çıkış noktaları nedir?
Neden her okur bu 2 kitabı okumalı?

Ama gerek var mı? 1 saat boyunca zaten kitap hakkında konuştuğumuz bir video yayınlamışım. Onu izlemeniz yeterli olur.

Şimdiden herkese keyifli seyirler...

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=NYfGycj_hQQ
Çocuktum o zaman, şimdiyse büyüdüm,
söylenilenleri anlıyorum, gelişti göğsümde yüreğim.
Homeros
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7. basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Odysseia
Baskı tarihi:
1971
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları

Kitabı okuyanlar 1.142 okur

  • Zeynep S.
  • Metin Büyükköroğlu
  • Cihan Sever
  • Şaban dogancalı
  • Bünyamin Bayansal
  • ARZU ÖZBAYRAK
  • Bahar kamar
  • Doğukan Eyican
  • Elif
  • Eray Korkmaz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları