Bu yıl okuduğum en iyi kitap olabilir. Zaten o illet sokak nöbetçilerinden sonra uzuuuun bir süre kitap okumadım. Sağ olsun beni kitaplardan soğuttu. Neyse sn nefretimi geri atıyorum. Fareler ve insanlar yazım dili, sürükleyiciliği, bir anca heyecan noktasına ulaşması olsun çok iyiydi. Ben kitap içeriğinden bahsetmeyi çok iyi yapamam. Yine de biraz bahsedeyim. George ve Lennie adında başkahramanlarımızın yeni işleri olan çiftlikte yaşadıklarını anlatıyor. Kitap ilk sayfalarda yavaş ilerliyor ancak 30-35'inci sayfalara gelince su gibi akıp gidiyor. Beklenmedik bir sonla karşı karşıya kalıyorsunuz. Aslında herkesle o kadar iyi empati kuruyorsunuz ki kitapta. Bir zaman sonra onlar gibi olaylara bakabiliyorsunuz. Başta dediğim gibi bu seneki 4 kitabın en iyisiydi kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
o değil de bu benim en ciddi incelemem olabilir :)
SELAAM
sokak nöbetçilerinin 3. kitabı ile karşınızdayım. direkt konuya gireyim. maalesef bu yılın yarı bu kitapla geçti. okurken asla eski heyecanım yoktu. bir kere kendime şu soruyu sordum "bu kitap ne anlatıyor?" ve şu cevabı aldım, hiç bir şey. gerçekten okurken o kadar sıkıldım ki şunun farkına vardım. mantıklı olarak gösterebilecekleri bir konu yoktu. mantık yok. sokak nöbetçileri kim? insan öldürüp bundan kolaylıkla sıyrılan (asla nasıl sıyrılıyorlar bilmiyoruz) bir grup çete. okurken büyüdüğümü fark ettim bundan bir kaç sene önce okurken keyif alıyordum ancak şimdiki zamana geldiğimizde mantığa dair hiç bir şey bulamıyorum kitapta. tek bildiğimiz hepsi depresyonda hepsi kötü bir çocukluk geçirmiş ve bu durum tüm hayatlarına yansımış. peki öyle diyelim ama bu kadar mı baş edilemez haldeler bu kadar mı acizler. huyum kurusun başladığım bir şeyi bitirmeden bırakmadığım için seriye devam ediyorum.
Gerçekten çok güzel bir kitap, tam çerezlik. Ama bana bazı hayallerimi hatırlatıyor. O yüzden eski gibi hissetirmiyor. Ama okuma çöküşünden çıkaracak bir kitap.
Kitap çok akıcı değildi. Okudukdan sonra kenara koyduğumda merak veya okuma istediği gelmedi. Kitapda konuya ne kadar erken girerse o kadar iyidir ama bu kitapda asıl konuya 190-200 gibi giriyor. Konusu 200 sayfaya kadar ilgi çekici değildi alttan alttan karakterlerin geçmişinden ima yapılıyordu ama açıkca anlatılmıyor. Yazarın anlatımı,sohbet ve çoğul konuşan tarzda olduğu içinde çok ilgimi çekmedi. Ama 200 sayfadan sonra abi üff. Ben kitapdaki yan karakterlerin de hikayelerin anlatan kitapların olduğunu sonradan öğrendim öncesinde diğer kitaplarını okumam daha doğru olurdu çünkü baya spoi yedim. Bence ilk önce üç yapraklı ahududu yada bir istanbul gecesini okuyun derim. Eğer kitabı okumak istiyorsanız konuya çok geç girdiğini ve akıcı olmadığını bilin.
Aşk dendiğinde akla gelen iki çiftin el ele yürüdüğü Paris sokakları algısını kıran bir kitap. Bilinmeyen Bir Kadın ve onun ölümüne kadar sevdiği platonik aşkı. Zweig her bir satırda kadının isyan dolu aşk sözcüklerini yüzünüze çarpıyor. Adam küstah ve umursamaz bir şekilde hayatına devam ederken kadın sevdiği adamı uzaktan izleyerek çaresiz aşkıyla devam ediyor. Aşkı sadece uzakta beklememiş, adamın elleri arasında oynanmış. Her şey adam için basit ve zevk meselesi iken kadın için öyle değil. Çocuğuna bakmak için her şeyini vermiş ve sevdiği adamın bir parçası olduğu için el üstünde tutmuş. Ancak oğlunun ölmesiyle zaten ölüm eşiğinde olan kadının tüm duyguları kaleme dökülmüş. Bilinmeyen Kadın'ın adamın adını ezbere bilmesi ama adamın kadının adını bir kez duymaması kadar acı bir şeydi aşk