"Galya Safanova 1940'larda bir Sibirya kampındaki barakalarda doğmuştu. Çocukluğu, karın hiç eksik olmadığı topraklarda, uğursuz bir şöhrete sahip olan madenlerin bitişiğinde, uğuldayan rüzgârlar arasında geçmişti. Saygın bir epidemiyolog olan annesi, çalıştığı laboratuvardaki bir meslektaşını ihbar etmeyi reddettiği için çalışma kamplarının ağır koşullarında çalışmaya mahkum edilmişti. Senede iki mektuptan fazlasının yazılmasına izin verilmediği, kağıt kalemin zor bulunduğu bu dondurucu hapishanede tutuklular farklı boyutlardaki kağıt parçalarını birbirine dikerek, karanlıkta titrek ellerle her sayfaya resimler çizerek hayatında sadece gulagları görmüş olan bu kız çocuğu için gizlice hikâyeler yazıyorlardı . Galya yaşlılığında yazar Monika Zgustova'ya 'O kitaplar beni ne kadar mutlu etmişti!' diye anlatır. 'Küçük bir kız olarak benim tek kültürel dayanak notkam onlardı. Bu kitapları hayatım boyunca sakladım;onlar benim hazinem.' "
"Geçmişi ve geleceği olan bir şey, dağ bile olsa sabit değildir. Hareket halindedir. Ya bir yerden başka bir yere doğru gider ya da bir halden başka bir hale geçer. İnsanın dağlardan, taşlardan, ağaçlardan ve hatta hayvanlardan en büyük ayrıcalığı pek çok şey ile birlikte bu gidişin farkında olmasıdır... "