Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

7.8/10
200 Kişi
·
710
Okunma
·
83
Beğeni
·
4.663
Gösterim
Adı:
Sadık Yalsızuçanlar
Unvan:
Roman ve Öykü Yazarı, Tv Yapımcısı
Doğum:
Malatya, 1962
Sadık Yalsızuçanlar (d. 1962, Malatya), roman ve öykü yazarı, TRT Ankara Televizyonu'nda yapımcı.
İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türkoloji Bölümünü bitirdi (1983). Bir süre yayıncılık ve öğretmenlik yaptı. Halen TRT Ankara Televizyonu’nda yapımcı olarak çalışıyor. Şehirleri Süsleyen Yolcu ve Rüya Sineması’yla TYB öykü ve deneme ödülünü, Ozanın Kopuzu Aşığın Sazı ve Kırkambar belgeselleriyle TMKV ve TYB tv program ödüllerini kazandı.
Allah’ım, yıldızlara ağız ver, dil ver;
Benimle konuşsunlar...
Göz kırpıp durmasınlar uzaklardan
Akşam çayında
Şeker gibi eriyip tükenmesinler bardağımda
Hepsini tanımak,
Hepsiyle konuşmak istiyorum.
Sadık Yalsızuçanlar
Sayfa 187 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
...
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma.
Sadık Yalsızuçanlar
Sayfa 172 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
En güzel anlar, insanın kendisiyle geçirdiği anlardır. Ama insanın bunun değerini kavrayabilmesi için başkalarıyla zaman geçirmesi gereklidir..
Acıdan susuyor insan demek ki ... Senin bir kitabında okumuştum, büyük acılar dilsizdir. Bak unutmuyorum.
Sadık Yalsızuçanlar
Sayfa 22 - Profil Yayıncılık
Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Sadık Yalsızuçanlar
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Bazi masallar şiir gibi.Ama yine de çok güzel bir kitap.Kitaptaki masallar çok güzel ve etkileyici.Kitabin adini da cok guzel koymuslar."MASAL İSTASYONU"
Bu kitapta daha çok sevginin peşini bırakmamaktan bahsediyor. İnsan sevdasının peşinden gitmeli .Bana göre güzel kitaptı.Güzel bir kitaptı.Herkesin okumasını tavsiye ediyorum
Birbirinden değerli kişilerin düşüncelerinden beslenerek hazırlanan bir kitap.
Bir söyleşi kitabı...
Kitap konu olarak insanoğlu için iki önemli meseleden, ölüm ve aşktan, ikincisini merkeze alıyor.
Sufiler, Allah'ın insanı yaratmak için "Ben diledim, arzuladım, sevdim" anlamına gelen "hubb" fiilini kullanmasından yola çıkarak aslında varlığın kaynağının aşk olduğunu söylerler. Bu aşkın evrende sayısız tecellisi görülebilir. Ağacın meyve vermesi, dünyanın dönmesi, yağmurun yağması, mevsimlerin değişmesi hep bu aşk iledir. İnsanda ise özüne kaynağına özlem, onu yine aşka yöneltir. O'nun yolunda hiç olup hep olmak ister. Allah'ın aşkına dahil olup, yok olmaktan kurtulur. Denizin içindeki bir damla misali...
Kitaptaki kişiler kendi uğraş alanından, mesleğinden bir parça aşk sunuyor bize. Fakat itiraf etmeliyim ki, içinden en çok, kıymetli tasavvuf uzmanı Mahmut Erol Kılıç'ın "Aşk Bilginin Kaynağıdır." isimli söyleşi dikkatimi çekti. Neredeyse bütün bir bölümün altını çizdiğimi söyleyebilirim.
Şairinden psikiyatristine, senaristinden müzisyenine, herkes aşk hakkında kendince bir şeyler söylemiştir. Fakat aşk o kadar büyük bir deryadır ki hepsini içine almıştır. Aldığı halde bile yine de aşkı tam olarak anlatmaya yetmemiştir. Çünkü AŞK KAĞIDA YAZILMIYOR.
Aşıklık ne müşkil haldir diye başlayan bir kitap...Ardından Elif ile Lam'ın birleşmesinden sevginin doğduğundan söz ediyormuş İbn Arabî...

Yıllarca çocukları olmayan Isfahan Hükümdarı ve sarayın Keşiş'inin eşleri elmanın yarısını yer ve çocukları olur... Kerem rüyasında Aslı'yı görür ve bâde içerek âşık olur...

Kitabı öğretmenimin birisi tavsiye etmişti edebi olarak güzeldir diye ve kesinlikle öyleydi ancak sonlarda sıkılmaya başladım Kerem'in her gittiği yerde sazını eline alıp mani vb. söylemesinden ancak diğer açılardan edebi olarak beni doyurduğunu söyleyebilirim....Hele ki cümlelerin kısalığı ve anlaması kolay oluşu iyiydi...

Yazarın Giriş'te söylediği bir cümle çok hoşuma gitti. "Nüshaların çoğu gözden geçirildikten sonra yazılan bu kitaptaki kusurlar yazandan, güzellikler O'ndandır." fazla söze gerek var mı kısa ve öz bir kitap...

Hikayenin sonunda olan olayı unutmuşum
ve okuyunca yani kitabın sonunu üzüldüm gerçekten yeniden ama Aşıklar kavuştu sonunda...

Sadık Yalsızuçanlar yeni tanıştığım bir yazardı hoşuma gitti kendisinin kitaplarına devam edeceğim sanırım inşallah!!
Herkese iyi okumalar dilerim...
Mükemmel bir kitap aslı ile kerem aşkları için her şeyi yapıyorlar kerem aslının peşinden nerdeyse dünyayı dolaşıyor herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.
İbni Arabi'nin kendi ruhunda yaptığı manevi bir yolculuğun öyküsü. İbni Arabi'nin yaşayışı, aşk anlayışı, fikirleri edebî bir anlatımla işlenmiş kitapta. Güzel,etkileyici menkıbelerle süslenmiş akıcı bir eser.
Risalei Nur izinde mürşidini arayan bir gencin hikayesini Zübeyir Gündüzalp,Mehmet Oğuz, Bayram Yüksel,Mustafa Sungurların anıları ve Bediüzzaman Said Nursi'nin yaşanmışlıklarıyla anlatan Sadık Yalsızuçanlar'ın bir nevi hayat öyküsü. Risalei Nurlardan bir kitabı bir kez olsun okumuş -şu hikayedeki temsilciğe kulak vermiş- birinin ailesinden bir parçaymış gibi soluksuz okuyacağı bir kitap. Risaleleri eline almış veya eline almamış her gönül dostunu etkileyecek leziz tatlardan oluşan,yüreklere şifa cümleler.
kerem aslıyı bulmak için neredeyse her yere gidiyor onu bulmak için her şeyi yapıyor bence çok güzel bir kitap ben beğendim herkese okumalarını tavsiye ediyorum eminim ki okuyanlarda beğenecektir
Bir kişiyi insan sevdimi nasıl sevmelidir bu kitapta tam olarak onu anlatıyor insan birini sevdimi tam sever bende bu kitabı çok sevdim herkes kesin okumalı...
Bir Ülkü Tamer geçti bu ilden, ruhu şad olsun.



İnsan ne tuhaf. Kimi olmayacakların uğruna olanları çürütür kimi olacakların en fenasına razı olur. Halbuki birazcık, sadece birazcık yüreğinin peşinden gitse olacağın en güzeli oradadır. Sadık Yalsızuçanlar bir başka kitabında, "Güneş varken mum ışığına girmek nedendi?" diye sorarken tam da bunu anlatır...

Yazarın biyografisi

Adı:
Sadık Yalsızuçanlar
Unvan:
Roman ve Öykü Yazarı, Tv Yapımcısı
Doğum:
Malatya, 1962
Sadık Yalsızuçanlar (d. 1962, Malatya), roman ve öykü yazarı, TRT Ankara Televizyonu'nda yapımcı.
İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türkoloji Bölümünü bitirdi (1983). Bir süre yayıncılık ve öğretmenlik yaptı. Halen TRT Ankara Televizyonu’nda yapımcı olarak çalışıyor. Şehirleri Süsleyen Yolcu ve Rüya Sineması’yla TYB öykü ve deneme ödülünü, Ozanın Kopuzu Aşığın Sazı ve Kırkambar belgeselleriyle TMKV ve TYB tv program ödüllerini kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 83 okur beğendi.
  • 710 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 333 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları