Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

7.9/10
225 Kişi
·
778
Okunma
·
92
Beğeni
·
4.833
Gösterim
Adı:
Sadık Yalsızuçanlar
Unvan:
Roman ve Öykü Yazarı, Tv Yapımcısı
Doğum:
Malatya, 1962
Sadık Yalsızuçanlar (d. 1962, Malatya), roman ve öykü yazarı, TRT Ankara Televizyonu'nda yapımcı.
İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türkoloji Bölümünü bitirdi (1983). Bir süre yayıncılık ve öğretmenlik yaptı. Halen TRT Ankara Televizyonu’nda yapımcı olarak çalışıyor. Şehirleri Süsleyen Yolcu ve Rüya Sineması’yla TYB öykü ve deneme ödülünü, Ozanın Kopuzu Aşığın Sazı ve Kırkambar belgeselleriyle TMKV ve TYB tv program ödüllerini kazandı.
...
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma.
Sadık Yalsızuçanlar
Sayfa 172 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Allah’ım, yıldızlara ağız ver, dil ver;
Benimle konuşsunlar...
Göz kırpıp durmasınlar uzaklardan
Akşam çayında
Şeker gibi eriyip tükenmesinler bardağımda
Hepsini tanımak,
Hepsiyle konuşmak istiyorum.
Sadık Yalsızuçanlar
Sayfa 187 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
En güzel anlar, insanın kendisiyle geçirdiği anlardır. Ama insanın bunun değerini kavrayabilmesi için başkalarıyla zaman geçirmesi gereklidir..
Sadık Yalsızuçanlar...

Pek bilinen bir yazar değil, kendisi. Bende kendisini ilk olarak bu kitabının söyleşisine katıldığımda tanıma fırsatı bulmuştum.

Ben bir kitaptan çok etkilenirsem, aynı ölçüde yazardan da etkilenirim. Bu yüzden her incelememde olduğu gibi, öncelikle yazardan bahsedeceğim, biraz:

Sadık Yalsızuçanlar; kalabalık bir ailede dünyaya gelmiş.
Bir evde bir sürü hayat...
( Aile hayatından bahsettiğinde aklıma Reşat Nuri Güntekin'in
" Yaprak Dökümü " adlı kitabı gelmişti. Kitabı okuyanlar bilir; oradaki karakterlerde kalabalık bir aileyi temsil ediyor . Yalsızuçanlar'ın anlattığı kendi aile hayatıyla çok fazla benzerlik bulduğumu söylebilirim. Tuhaf değil mi ?)
Olabilidiğince kendi odasına geçip, kitap okurmuş. Çok fazla kitap okurmuş. Sonradan bu kadar kitabı üst üste okumanın aslında doğru olmadığını anlamış.
Bu konuda yazara katılıyorum.
Bir kitabın anlamını tam manâsıyla kavramadan bir diğerine geçmek büyük bir kayıptır.
Kitaba ve yazara haksızlıktır.

Bunu zamanında bende yapıyordum. Kesinlikle doğru bir okuma biçimi değil, diye düşünüyorum.
Ama bu okuma isteği geldiğinde durdurulamıyor, biliyorum.
Ben bunu kitap okurken müzik dinleyerek aşmaya çalışıyorum.Sizlerde aynı sorunu yaşıyorsanız
kendinize uygun yollar bulabilirsiniz.

Yalsızuçanlar' a dönecek olursam;
bir çok yazar gibi o da ilk olarak öykü / hikaye yazarak girmiş, yazı dünyasına.

Yazar olan insanlardan beklentilerim var, bir okuyucu / yazar olarak.
Öncelikli olarak yazar kimliğini oluşturmaları gerektirdiklerinin fikrindeyim.
Sadık Yalsızuçanlar'da da bunu gördüm. Hoşgörülü ve kibar bir yazar.
Oluşturduğu bir karakter var.
Bu onun yazarlığını ve kitaplarını beğenmem için en güçlü sebeplerden biri.

Ve Ömer Hayyam...
Asıl adıyla; Gıyaseddin Eb’ul Feth Ömer İbni İbrahim’el Hayyam.

İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom.

Hayyam'la ilgili çok fazla yanılgı olduğunu görüyorum.
Fakat benim ilgimi çeken yönü, din felsefesine kattığı bakış.
Bir çok kişi Hayyam'ın inançsız olduğunu söylüyor.
Ben buna asla katılmıyorum. Aksine bir inancı var fakat bunu farklı bir dille ( cesur bir dille ) yorumladığı için yanlış anlaşılıyor.
Aklıma " Ben Allah'ım " diyen Hallâc-ı Mansûr geliyor.
O da o zamanın alimleri tarafından bile anlaşılamadığı için feci (bizlere göre feci. Ona göre inandığı yolda ödediği bir bedeldi, bu şekilde ölmek. ) şekilde öldürülmüş.

Hayyam'da bu yok fakat o da yaptığı din felsefesi konusunda yanlış yorumlanmış/ anlaşılmış.
Hala bile böyle.
Inancı olmayan bazı insanlar; onun bazı rubailerini alarak adını kullanıyorlar.
O dörtlüklerde dine karşı gibi gözüksede/ anlaşılsada aslında dine karşı değildir.
Bir çok kişinin yapmadığı ( yapmaya cesaret edemediği ) konulara değiniyor.
Dediğim gibi kullandığı dil onun din karşıtı gibi görünmesine sebebiyet verse de aslında din karşıtı
değildir.

Böyle üzerinde çok tartışılan kişilerde veya fikirlerde doğru bir sonuca ulaşabilmek için çeşitli kaynaklardan okunması gerektiğini düşünüyorum.

En beğendiğim rubailerinden :

"Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle !"

Diyerek, incelemeyi bitiriyorum.

Kitapla kalın, canlar !
Evet aşk nedir? Tam olarak kim tarif edebilmiş ki aşkı günümüze değin... Nereden baksanız farklı bir tanımla karşılaşıyorsunuz....

Daha önce Sessizlik Diyarı adlı kitabında düşünce yazılarını okuduğum Sadık Yalsızuçanlar, bu kez tanınmış simalarla "aşk" merkezli yapmış olduğu söyleşileri kitaplaştırmış. Bazı söyleşiler "aşk"tan çok, söyleşi yapılan kişilerin uğraşı alanları etrafında şekillenmiş olsa da sıkıcı olduğunu söyleyemem...
Birbirinden değerli kişilerin düşüncelerinden beslenerek hazırlanan bir kitap.
Bir söyleşi kitabı...
Kitap konu olarak insanoğlu için iki önemli meseleden, ölüm ve aşktan, ikincisini merkeze alıyor.
Sufiler, Allah'ın insanı yaratmak için "Ben diledim, arzuladım, sevdim" anlamına gelen "hubb" fiilini kullanmasından yola çıkarak aslında varlığın kaynağının aşk olduğunu söylerler. Bu aşkın evrende sayısız tecellisi görülebilir. Ağacın meyve vermesi, dünyanın dönmesi, yağmurun yağması, mevsimlerin değişmesi hep bu aşk iledir. İnsanda ise özüne kaynağına özlem, onu yine aşka yöneltir. O'nun yolunda hiç olup hep olmak ister. Allah'ın aşkına dahil olup, yok olmaktan kurtulur. Denizin içindeki bir damla misali...
Kitaptaki kişiler kendi uğraş alanından, mesleğinden bir parça aşk sunuyor bize. Fakat itiraf etmeliyim ki, içinden en çok, kıymetli tasavvuf uzmanı Mahmut Erol Kılıç'ın "Aşk Bilginin Kaynağıdır." isimli söyleşi dikkatimi çekti. Neredeyse bütün bir bölümün altını çizdiğimi söyleyebilirim.
Şairinden psikiyatristine, senaristinden müzisyenine, herkes aşk hakkında kendince bir şeyler söylemiştir. Fakat aşk o kadar büyük bir deryadır ki hepsini içine almıştır. Aldığı halde bile yine de aşkı tam olarak anlatmaya yetmemiştir. Çünkü AŞK KAĞIDA YAZILMIYOR.
Bazi masallar şiir gibi.Ama yine de çok güzel bir kitap.Kitaptaki masallar çok güzel ve etkileyici.Kitabin adini da cok guzel koymuslar."MASAL İSTASYONU"
Bu kitapta daha çok sevginin peşini bırakmamaktan bahsediyor. İnsan sevdasının peşinden gitmeli .Bana göre güzel kitaptı.Güzel bir kitaptı.Herkesin okumasını tavsiye ediyorum
Aşıklık ne müşkil haldir diye başlayan bir kitap...Ardından Elif ile Lam'ın birleşmesinden sevginin doğduğundan söz ediyormuş İbn Arabî...

Yıllarca çocukları olmayan Isfahan Hükümdarı ve sarayın Keşiş'inin eşleri elmanın yarısını yer ve çocukları olur... Kerem rüyasında Aslı'yı görür ve bâde içerek âşık olur...

Kitabı öğretmenimin birisi tavsiye etmişti edebi olarak güzeldir diye ve kesinlikle öyleydi ancak sonlarda sıkılmaya başladım Kerem'in her gittiği yerde sazını eline alıp mani vb. söylemesinden ancak diğer açılardan edebi olarak beni doyurduğunu söyleyebilirim....Hele ki cümlelerin kısalığı ve anlaması kolay oluşu iyiydi...

Yazarın Giriş'te söylediği bir cümle çok hoşuma gitti. "Nüshaların çoğu gözden geçirildikten sonra yazılan bu kitaptaki kusurlar yazandan, güzellikler O'ndandır." fazla söze gerek var mı kısa ve öz bir kitap...

Hikayenin sonunda olan olayı unutmuşum
ve okuyunca yani kitabın sonunu üzüldüm gerçekten yeniden ama Aşıklar kavuştu sonunda...

Sadık Yalsızuçanlar yeni tanıştığım bir yazardı hoşuma gitti kendisinin kitaplarına devam edeceğim sanırım inşallah!!
Herkese iyi okumalar dilerim...
Kitabın varlığından bile bihaberdim.Dayanamayıp kitap almak yerine şöyle bir kitaplığınıza dönmek gerekiyormuş.
Okuyalı yaklaşık bir hafta oldu ama hala o sohbetin etkisindeyim.O mektupları...Tevfik İleri kimdi ? Tevfik ileri neden ömür boyu hapse mahkum edildi? Kişiliği?
Konusuna şöyle bir bakınca hiçte benlik bir kitap değilmiş dedim belki okuyan birçok gibi...
Ama o mektuplar ah o mektuplar... Düşünün elli kelimeyle sınırlandırılmış, babanıza ya da eşinize yazacağınız mektubu...
Tevfik İleri'nin karakterinin, ülkesi için, ailesi için yaptıklarının , mektuplarındaki cümlelerinin ve her sıkıntıya , cezaya karşı sarsılmayan imanının hayranı oldum. Şimdi bir fotoğrafa baktığımda bak bu Tevfik İleri bu eşi Vasfiye Hanım bunlarda çocukları; Cahide , Ayşe ve Cahit diyebiliyorum. Vefa Apartmanında Tevfik İleri'nin ailesiyle sohbet halindeymişiz gibi hissettim kitap boyunca. Çocuklarından , eşinden dinledim. Bir de eski mektupların, günlüklerin, kokusunu aldım. Eski fotoğraflar ... Eski kitaplar.... Eski olan herşeyin müptelası olan ben.... Aslında çok fazla alıntı yapmak istiyorum. Ama incelemeyi de uzatmiyim.
Kitapta geçen;
'Abi neredesin?'
'Vefa Apartmanında...'
'Anlamadım...'
"Görüşünce anlatırım..."
diyalogu kurabilirim kitap hakkında daha doğrusu ,Tevfik İleri hakkında, konuşabilmek için 'görüşünce anlatırım.'.. Ve mektuplarında ki unutmayacağım cümle ;
"Allah'ın lütfuna şükürden acizim." Veeee ; demiştim ya elli kelime ile sınırlandırılmış mektup... Son cümlesi ; "İsim saymayayım, kalbimde kimlerin olduğunu bilirsin.Cümlesine selam söyle."
Mükemmel bir kitap aslı ile kerem aşkları için her şeyi yapıyorlar kerem aslının peşinden nerdeyse dünyayı dolaşıyor herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.
Altmışlı yılların karanlık günlerine ışık düşüren bir ismin, hizmet bilinciyle kendini milletine adamasının göstergesidir, Sadık Yalsızuçanlar’ın kaleme aldığı bu eser. Hemşinli Tevfik’in yüreğinde filizlenen memleket sevdasının, Kayseri cezaevinde kurutulmaya çalışıldığı günlerin an an resmedilmesidir.

Yaşımızın yetmediği yıllar... Tevfik İleri’nin Yassı ada günlüklerinin açıldığı, eşi ve çocuklarıyla bir edebiyat şaheseri yaratırcasına mektuplaştığı zamanların, şimdiki zamana tanıklık etmesiyle açılan sayfalarda, bu sefer cümlelerle tanıklık edeceğimiz bir dönem seriliyor önümüze.

Hemşinli Tevfik’ten Ulaştırma, Milli Eğitim ve Bayındırlık bakanlığına uzanan, ömrünü milletine ve devletine hizmet etmeye vakfetmiş bir insanın hüzün dolu, imrendirici hayat hikâyesi...

Sadık Yalsızuçanlar’ın anı roman şeklinde kaleme aldığı bu kitabın roman kısmına vakıf olamamış olsam da anı kısmı fazlasıyla çekti içine beni. Okurken ezilip büzüldüğüm yerler oldu mesela. Kendimden, yaşadığım toplumdan ve idarecilerimden iğreti olduğum vakitler... Kaçımız okul formasını, bilmem kaç yıl giyinmek üzere birkaç beden bol alıyor ya da etek boyunu uzun tutuyor mesela? Çok azımız! İnanın çok azımız böylesi yaşıyor artık. Hız ve haz toplumunda, tüketici konumunda olan insan, sadece bugününü kurtarma derdinde o kadar! Kaçımız sadece şerefimiz ve milletimiz uğruna yaşıyor Hemşinli Tevfik gibi? Toplum daha çok kazanmanın derdine düştüğünden, manevi değerlerin bozdurulup maddiyat kapısından zorla sokulduğundan beridir, hayat madde kısmını tamamlayıp mana kısmına erişemiyor ne yazık ki! Devlet idarecilerinden tutun, sokak arasındaki hamallara kadar herkes cebini az çok doldurmanın derdinde. Kimse memleket sevdasının, vatan bilincinin manasına vakıf olabilmiş değil sanki! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın sözüyle kardeş halinde yaşıyoruz adeta! Sözlerim, söz meclisinin içinde kendini hissedenlere tabii ki!

Tevfik İleri’nin zarif kişiliği gözünüze çarpıyor ilkin mektuplarını okuduğunuzda. Öyle zarif ki, eşine ve çocuklarına sınırlı kelime sayısıyla yazdığı kısacık mektuplarında bile bu özelliğinin farkına varabiliyorsunuz. Ailesine cümleleriyle sunduğu ve son nefesine kadar sürdürdüğü büyük aşksa imrenilecek nitelikte doğrusu. Babalarına “Sevgilim” diye hitap eden kızları ve mektuplarda sürekli üzeri çizilen bu hitap kelimesi, bu aşkın karşılıklı olduğunu da gösteriyor okuyucuya.

“Tek Varlığımız Milletimize Duyduğumuz Aşktır.”

Vatan ve Millet aşkı dediğimiz şey, insanın benliğini bir kere sarınca, tutku haline geliyormuş meğer. Tevfik İleri’nin milletine duyduğu bu sonsuz aşkın harf harf yazılışı, kitap da dinleyici konumunda olan Sadık Yalsızuçanlar’ı da derinden etkilemiş. Bunu, dinledikleri karşısında kısa kısa da olsa kitapta yer verdiği anlık tutumlarından anlamak mümkün. Ama iddia edebilirim ki kitabı okuyan herkes bu aşkın büyüklüğü karşısında hem şaşıracak hem de hayranlık duyacak. Öyle bir aşk ki, Tevfik İleri Yassı ada’daki duruşmada hâkim kendisi hakkında kararı verecekken, savunması alındığında şu sözleri sarf ediyor: “Ölüm belki de kurtuluştur. Memleketin huzuru, benim ölümüme veya hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin. Memleketimin hayrı için buna da razıyım(...)” Bu sözleri söyleten vatana ve millete duyulan aşk değil de nedir?

Tevfik İleri’nin hayattan razı oluşu, milletinden de razı oluşuyla eş değer miydi acaba? Milleti aynı vefayı o ve onun gibilere gösterebilmiş miydi? Sorular, sorular... Hüzünle karışık yağan cümle güzellemeleri, zaman zaman gülümsediğiniz en çok da imrendiğiniz bir hayat hikâyesi. Memleket sevdasına bir dip not niteliğinde Vefa Apartmanı. Kitapta Vasfiye Hanım’ın (Tefik İleri’nin eşi) bir mektubunda şöyle deniyor: “ Allah sevgisi ve Memleket sevgisi, bu sevgilerin tadını bilmiyorlar, insanlar nelerden mahrum olduğunun farkında değil” ve bu halk için yorulmalarını eşi gibi helal ediyor Vasfiye Hanım da. Tevfik ileri Memleket sevdasını son demine kadar eşine ve çocuklarına da, aşılıyor.

Verilen her yeni görevle birlikte gittiği her ile sevgi ve şefkat götürme derdinde bir devlet memuru O. Cebinden çok gönlünü doldurma derdinde. En önemli özelliklerinden biriyse davasının adamı olduğudur kesinlikle. Bu uğurda çektiği tüm güçlükler kitapta açık seçik yer alıyor zaten. Kızı Cahide Hanım neredeyse hiçbir ayrıntıyı atlamadan her şeyi anlatıyor yazara.

Hizmetten İbadet Ahlakı Çıkarmak

Hizmetini ibadet ahlakıyla ahlaklandıran ve bunu özveriyle yapan bir insandan kime ne kötülük gelebilir? Hiç, hiç kimseye hem de! Ve çalışırken O ve O’nun gibiler “Yalnız insanlar değil kurdun kuşun, dikenin otun da hakkını görüp gözetenlerdendir” Her an ve vaziyette öncelikle kendini değil hizmet ettiği zümrenin hakkını koruyabilmek erdemi Mevlâ’nın herkese verdiği bir meziyet değildir. Her âdemin içinde bu davranış durumu konulsa da seçilmeksizin, pek azımız içimize konulan cevherin farkındayızdır. Ve ancak farkına varabildiğimiz kısmını kullanırız. Tevfik İleri içine konulan cevherin farkında olan bir Devlet Adamıydı. Ve ben okuduklarımdan eminim ki bu cevheri sonuna kadar da her hal ve durumda kullandı.

Tevfik; Allah’ın yardımının kula erişmesi demek. Kim bilir isminin muhtevasında kaç gönüle girdi Tevfik İleri? Kaç insanın gönlünde taht edindi kendine? Çalışırken hizmet ahlakını ve kendine has prensiplerinden hiçbir vakit taviz vermediğini gösteren sözlerden biri de kitapta şöyle yer alıyor: “ Bizim zihniyetimizde şark, garp tefriki yoktur. Bizim ölçümüzde imkan ve ihtiyaç vardır. Nerde ihtiyaç varsa, mevcut imkânlarla, mutlak o ihtiyacı karşılamak prensibimizdir. Vatanın dört bucağında, ne yaptıysak hep bu prensibe dayanarak yaptık...” Kendisine edilen zulüm derecesinde Allah’a yaklaştığına inanıyor hapishane günlerinde.

Onu rahatlatan tek şeyse üzerine aldığı tüm görev ve sorumlulukları hakkıyla yerine getirdiği inancıdır. Çünkü gerçek adalet yalnızca Yaratıcının huzurundadır. Ve Tefik İleri buna sorgusuz sualsiz inanmaktadır.

“Vaktin de Eceli Gelir”

Yarım yüzyıla sığdırılmış bir hayat hikâyesi, hizmetle geçen bir ömür ve hak etmediği bir sonla sonuçlanan yaşam süreci... Otuz bir Aralık bin dokuz yüz altmış bir günü, hakkıyla yaşanmış bir ömre nefesini son kez verişi... Hakkını alacağı ebedi âlemde Tefik İleri’de birçoğu gibi mahşer vaktini beklemektedir belki kim bilir...

Ve geride kalan şu cümlelerden ibarettir;

“Size mal mülk, servet bırakmadım. Bütün hayatım boyunca bir tekadüye maaşı bırakmaya çalıştım. Tecelli eden Adalet onu da kuşa çevirdi. Ne yapayım. Kader böyle imiş. Yalnız, size şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim. Siz de bununla iftihar edeceksiniz.”

Bu sözler, bir babanın evlatlarına bırakacağı en değerli şeylerin bile üstündedir.

***

İmrenilecek bir yaşam hikâyesi okumak istiyorsanız, tam da yerindesiniz. Vefa Apartmanın önünde duramasanız bile, sayfaları çevirmek elinizde. Kesinlikle okunması ve kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap olduğu inancındayım ben. Sadık Yalsızuçanlar’a da bu değerli çalışması için teşekkürler.

Vefa Apartmanı
Sadık Yalsızuçanlar
301 Sayfa
İbni Arabi'nin kendi ruhunda yaptığı manevi bir yolculuğun öyküsü. İbni Arabi'nin yaşayışı, aşk anlayışı, fikirleri edebî bir anlatımla işlenmiş kitapta. Güzel,etkileyici menkıbelerle süslenmiş akıcı bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sadık Yalsızuçanlar
Unvan:
Roman ve Öykü Yazarı, Tv Yapımcısı
Doğum:
Malatya, 1962
Sadık Yalsızuçanlar (d. 1962, Malatya), roman ve öykü yazarı, TRT Ankara Televizyonu'nda yapımcı.
İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Türkoloji Bölümünü bitirdi (1983). Bir süre yayıncılık ve öğretmenlik yaptı. Halen TRT Ankara Televizyonu’nda yapımcı olarak çalışıyor. Şehirleri Süsleyen Yolcu ve Rüya Sineması’yla TYB öykü ve deneme ödülünü, Ozanın Kopuzu Aşığın Sazı ve Kırkambar belgeselleriyle TMKV ve TYB tv program ödüllerini kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 92 okur beğendi.
  • 778 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 355 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları