Altmışlı yılların karanlık günlerine ışık düşüren bir ismin, hizmet bilinciyle kendini milletine adamasının göstergesidir, Sadık Yalsızuçanlar’ın kaleme aldığı bu eser. Hemşinli Tevfik’in yüreğinde filizlenen memleket sevdasının, Kayseri cezaevinde kurutulmaya çalışıldığı günlerin an an resmedilmesidir.
Yaşımızın yetmediği yıllar... Tevfik İleri’nin Yassı ada günlüklerinin açıldığı, eşi ve çocuklarıyla bir edebiyat şaheseri yaratırcasına mektuplaştığı zamanların, şimdiki zamana tanıklık etmesiyle açılan sayfalarda, bu sefer cümlelerle tanıklık edeceğimiz bir dönem seriliyor önümüze.
Hemşinli Tevfik’ten Ulaştırma, Milli Eğitim ve Bayındırlık bakanlığına uzanan, ömrünü milletine ve devletine hizmet etmeye vakfetmiş bir insanın hüzün dolu, imrendirici hayat hikâyesi...
Sadık Yalsızuçanlar’ın anı roman şeklinde kaleme aldığı bu kitabın roman kısmına vakıf olamamış olsam da anı kısmı fazlasıyla çekti içine beni. Okurken ezilip büzüldüğüm yerler oldu mesela. Kendimden, yaşadığım toplumdan ve idarecilerimden iğreti olduğum vakitler... Kaçımız okul formasını, bilmem kaç yıl giyinmek üzere birkaç beden bol alıyor ya da etek boyunu uzun tutuyor mesela? Çok azımız! İnanın çok azımız böylesi yaşıyor artık. Hız ve haz toplumunda, tüketici konumunda olan insan, sadece bugününü kurtarma derdinde o kadar! Kaçımız sadece şerefimiz ve milletimiz uğruna yaşıyor Hemşinli Tevfik gibi? Toplum daha çok kazanmanın derdine düştüğünden, manevi değerlerin bozdurulup maddiyat kapısından zorla sokulduğundan beridir, hayat madde kısmını tamamlayıp mana kısmına erişemiyor ne yazık ki! Devlet idarecilerinden tutun, sokak arasındaki hamallara kadar herkes cebini az çok doldurmanın derdinde. Kimse memleket sevdasının, vatan bilincinin manasına vakıf olabilmiş değil sanki! Bana dokunmayan yılan bin