Bir felaket olmadığı sürece liberal demokrasiler adaletsizliğe sürüklenme eğilimi gösterir. Gücün politik açıdan bir yerde toplanmasından korunan vatandaşlar, gücün ekonomik açıdan bir yerde toplanmasıyla karşı karşıya kalırlar. 1989'dan sonra ivmelenerek gerçekleşen de budur. Demokrasiye yönelen ciddi bir tehdit olmaması, demokrasinin yeni bir yaldızlı çağa girmesine neden olmuştur.
Amerikan cumhuriyetinin kurucuları, demokratik çoğunluğun gücünü zengin azınlığın parasını almak için kullanacağından endişeliydi. (En büyük korkuları, yoksulların tüm borçların silinmesi yönünde oy kullanmasıydı.) Bu nedenle, çoğunluğun istediğini yapmasını -hatta ne istediğini bilmesini- zorlaştıracak karmaşık bir politik sistem oluşturdular. Dizginleme politikası, politikacıların kendilerine ait olmayan şeylere el uzatmasını engeller. İnsanları politik gücün suistimalinden korur. Politikacılara insanları ekonomik adaletsizlikten koruma gücü vermez.
Acemoğlu ve Robinson, politik başarıya ilişkin açıklamalarında belirleyici hiçbir şeyin olmadığı konusunda ısrarlıdırlar. Amaçları, güçten düşen ulusların bu zor durumunun iklim, coğrafya ya da din tarafından belirlenmediğini göstermektir. Hiçbir ulus başarısızlığa yazgılı değildir. Kuzey ve Güney Kore'nin durumuna işaret ederler - bu iki ülke aslında aynı coğrafyaya sahip, aynı insanlardan oluşan aynı ülkedir. Ama 1953'ten bu yana iki devletin izlediği farklı politik yollar, içlerinden birini dünyanın en zengin, diğerini ise en fakir ulusları arasına koymuştur. Kapsayıcı politikanın yarattığı farkı bundan daha açık gösterecek örnek bulmak zordur.
Politika, "kapsayıcı" olduğunda, yani gücü olan insanların diğerlerinin ne istediğini göz önünde bulundurmak için hala iyi sebepleri olduğunda işler. "Çıkarcı" olduğunda ise, yani gücü olan insanlar bunu, hazır fırsatları varken malı götürme olanağı olarak gördüğünde politika işlemez. (Politika jargonunda buna "rantçılık" denir, politikanın rant sağlama aracı olarak kullanılması anlamına gelir.) Politika bir tür ya şimdi ya asla oyununa dönüşür.