Başımı yastığa koyduğumda yıldızları görüyorum. Tam basucuma denk gelen kısımlara çocuklugumuzdaki fosforlu yıldızlardan yapıştırdım. Görünce tebessüm ediyorum bazen içimden ediyorum bulutlar koyun gibi görünüyor ya da gerçekten koyunlar. İyiyim aslında biraz eksiğim o kadar. Kaçmadan beni üzen durumu düşünüyorum. O gözleri. Bana yine öfkeyle bakan o gözleri. Annemin şefkatini komşu çocuklarına kadar harcayıp bana sadece tiksinti ve öfke kalan gözleri. Yazarken hiç bu kadar hissiz olmamıştım. Günlerce gözümü açmadan uyumak istiyorum. Dışarıdan rüzgarın sert esişini duyabiliyorum ve soğukluğu duvarları aşıp tüylerimi diken diken ediyor . Yorganım ince kalıyor beni ve yaralarımı saklamak için. Sanki ne kadar ağır olursa o kadar iyi saklanırım insanlardan. Saklanmak istediğim annem ve ailesi. Eskiden kendimi bırakırdım boşluğa ne kadar alışmışsam demek ki acıtmıyor. Yanıyor ve donuklaştırıyor. Boşluğa bakıyorum. Kalbimi üşüten boşluğa. İnsanları çok seviyorum yani öyle görünüyor. Sevmeyi sevilmeyi pek bilmiyorum aslında. İçimde evet taşan bir aşk var insanoğlu için ve bunu hissedince biraz da yalan hissediyorum. Açıkçası beni birinin gerçekten de sevip sarmalayacağına inanmıyorum. İnsan doğduğu evde bunu öğrenemeyince hep yabancı kalıyormuş yaşama. Birazda içimden yazacağım. Gözlerimi geceye yumup kimse kızıp alay etmesin diye sessizce ağlayacağım. Biliyorum merhametleri sokaktaki çocuklara yetecek kadar dokuz ay karnında taşıdığı yüke kadar değil.