İlk hafızamız olan koku hafızamızdaki girdileri unutmamız mümkün degil. Bu ilk kokusal uyarılar ile olay ve kişiler arasında kurduğumuz bağları da belki unutuyoruz, ancak ilk kokuların duyguları hep benliğimizin bir köşesinde kalıyor. O duyguyu yaşatan kokuyu ileri yaşlarımızda ne vesileyle olursa olsun her duyduğumuzda, o erken dönem deneyiminin duygusu ile beraber geliyor önümüze.
-Hiç aşık oldun mu?
+Oldum! Hemde hiç olmadığım kadar.
Çok sevdim öyle bir sevdim ki kimseye vermediğim değeri kendim de dahil, ona vermiştim.
-Peki ne oldu.
+Hiç! Sadece bir hiç,yalan oldu.
-Gitti mi?
+Hayır! Terk etti. Terk etti ama kokusu kaldı, gülüşü kaldı, gözleri kaldı, tebessümü kaldı, verdiği vaatler kaldı, hayalleri kaldı, sadece bedeni ve Ruhu gitti.
-En acısı da bu değil mi?
+Hayır! En acısı bu değil. Yaşayamadığımız, gerçekleşmicek hayaller.
Asıl acı olan buydu.
-Peki Pişmanmısın onu sevmekten?
+Hayır! Çünkü sevginin ne olduğunu öğreti.
Nasıl olduğunu, ve nasıl bittiğini.
-çok temiz sevmişsin!
+ hayır! Çok salakça sevdim. Kalbimi acıtacağını bile bile sevdim. Aşk ızdıraptır.
Aşk yalandır, aşk sadece...
Saçımı bu hafta sıfıra vuracağım...
Ben saçıma çok kıymet verirdim. Asla. Kıyamazdım saçıma. Kıymazdım da.
Ama olsun şapka yakışır bana 🙃
"Bir erkek saçını kestirir ise en ince detayına kadar kırgındır. Tıpkı kadınlar gibi."
Ailesi kırmıştır.
Yetmemiş sevdiği kız gitmiştir.
Dostlar bırakmıştır.
Yalnızlaşmıştır.
Kendini cezalandırmak için ise, saçlarını kazıtır.