“Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü” benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Daha ilk sayfalardan itibaren aynı düşüncelerin döndürülüp durulması, kitabı ilerletmek yerine sürekli aynı çemberde dolaştırdı. Bir noktadan sonra resmen “yeter artık, anladık” dedirtti.
En büyük sorun ise kitabın duyguları ele alış şekli. Mutluluk neredeyse kutsal bir hedefmiş gibi anlatılırken, diğer tüm duygular "üzüntü, öfke, kırılganlık, kararsızlık" sanki kötü, zararlı, kaçılması gereken şeylermiş gibi sunulmuş. Bu yaklaşım hem yüzeysel hem de insan doğasına tamamen ters. Hayat öyle steril bir mutluluk çizgisi değil; kitabın bunu reddeder gibi davranması yapaylıktan başka bir şey değil.
Doğu kültürünün “herkes mutlu, herkes huzurlu, kimsenin hiçbir sorunu yok” şeklinde masalsı bir imajla sunulması da ayrı bir sıkıntıydı. Gerçek bir kültürü bu kadar romantize etmek hem klişe hem de rahatsız edici derece sığ duruyor. Gerçek hayatta böyle bir tablo yok, kitap da bunu bilmezden gelerek tamamen karton bir dünya yaratmış.
Ve kitabın en tahammülsüzlük yaratan kısmı: bilimi, spiritüel jargonla zorla birleştirme çabası. “Enerji, frekans” gibi söylemlerle bilimi aynı cümleye koymaya çalışması ciddi anlamda mantıksız. Bilimi bir süs malzemesi gibi kullanıp üstüne rastgele “evrene enerji yollayalım” tarzı ifadeler eklemek, kitabın ciddiyetini tamamen bitiriyor.
Sonuç: tekrarlarla dolu, duyguları çarpıtan, kültürü basitleştiren ve bilimle mistisizmi mantıksız bir şekilde karıştıran bir kitap. Betimlemeler güzel olabilir ama bu kadar yapaylığın arasında hiçbir şey kurtarıcı olamıyor maalesef..