Kimse bilmez,
uzun gecelerden aldığın hasarları.
Uyandığını bilirler.
Yürüdüğün yollarda kaç kez düşüp,
kaç kez kalktığını bilmez kimseler.
Yürüdüğünü görürler.
Kelimeleri ile kalbindeki
sevinçleri vurduklarında,
canının nasıl yandığını bilmez kimseler.
Görmek istediklerini görürler.
Kaç kedere ilmek attığını,
kaç çorap söküğü ile başa çıktığını,
sabahları kaç umutla yamaladığını
kimseler bilmez.
Pencere önlerinde üşüdüğün anları,
özlediğin anıları bilmez kimseler.
Topla düşlerini.
Gülümse!
Sen lazımsın sana, herkesten ziyade.
Zweig’in anlatımı yine çok güçlü. Karakterin psikolojik durumunu öyle derinlemesine işliyor ki, onun paniğini, çaresizliğini ve düşüşünü adeta iliklerimde hissettim. Özellikle toplumsal yargıların acımasızlığı beni düşündürdü. Aslında hepimiz, başımıza gelene kadar ne kadar zayıf olduğumuzu fark etmiyoruz. Bu hikâyeyi okurken, toplumun yüzeysel bakış açısına ve insanın iç dünyasındaki fırtınalara bir kez daha tanık oldum.Bireyin zaaflarının nasıl yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini güzel bir anlatımla ifade ediyor Zweig. Kısa ama yoğun, sarsıcı bir eser. Eğer insan psikolojisinin derinliklerine inmeyi seviyorsanız, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.