İrem

Saat üç. Bir şey yapmak istediğinizde ya çok geç ya çok erken bir saat. Öğleden sonra acayip bir an. Hele bugün hiç çekilmiyor.
Sayfa 30
Reklam
Kierkegaard’ın umutsuzluk tanımını, halk dilindeki “yaşayan ölüyü oynamak” ile özdeşleştirebiliriz. Onun için umutsuzluğun bu ölme hali, sürekli yaşama dönmektir. Umutsuzluğa düşen bireyin kendinden uzaklaşması, kendi olma istencini kaybetmesi halinde zayıf düşmesi karşısında ise umutsuzluğun gerçek yüzünün ortaya çıktığını belirtir. Böylece Sezar veya hiç olurum diyen tutuklu kişi Sezar olamaz ve bundan dolayı umutsuzluğa düşer; Fakat Sezar olamayan birey aynı zamanda kendi olmayı da istemez artık. İşte umutsuzluğun ölümcüllüğü burada başlar ve birey Sezar olamamaktan değil kendi ben’inden kurtulamadığı için umutsuzluğa yaslanır. Kierkegaard’a göre bu ben’in hastalığıdır ve bu yüzden de ölümcül bir hastalıktır. Birey eğer Sezar olmayı başarabilseydi kendi ben’inden de kurtulabilecekti fakat Sezar olamadığı gibi kendi ben’ini de yadsıdığı için işkence her zaman kendinden kurtulamamanın sonucu olarak gerçekleşir ve insan böylece kendi ben’inden kurtulmanın tam bir hayal olduğunu anlar, böylece öldürmeden öldüren bir hastalığa yakalanır. Bu hastalığın adı, umutsuzluktur.
Kierkegaard’a göre umutsuzluğun 3 farklı görünümü:
1- Bir Ben’i olduğunun farkında olmayan umutsuz kişi. 2- Kendisi olmak istemeyen umutsuz kişi. 3- Kendisi olmak isteyen umutsuz kişi.
Homo homini lupus.