İrem

Özetlemek gerekirse: Bilinçaltımız kendi ölümümüz fikrine geçit vermemektedir, yabancılara karşı cinai eğilimler beslemektedir, sevdiklerimiz karşısında ikiye bölünmüş durumdadır yani kararsızdır, tıpkı ilkel insan gibi. Fakat ölüme karşı olan geleneksel ve kültürel tavrımızda bu ilkel durumdan ne derece uzaklaşmışızdır acaba. Savaşın bu bölünmeyi nasıl etkilemiş olduğu kolaylıkla görülebiliyor. Medeniyetin sonraki dönemlerde kaydettiği bu gelişmeleri elimizden alıyor ve her birimizin içindeki ilkel insanı açığa çıkarıyor. Bizi bir kez daha kendi ölümüne aklı almayan kahramanlar haline gelmeye zorluyor, yabancıları ölmeleri gereken veya arzu edilen düşmanlar olarak damgalıyor; bize sevdiklerimizin ölümüne aldırış etmememiz söylüyor. Fakat savaşı ortadan kaldırabilmek mümkün değil; birbirinden böylesine farklı, aralarındaki karşılıklı nefret böylesine güçlü olan uluslar birlikte var olduğu müddetce savaşlar da olacaktır. O zaman şu sorun çıkıyor ortaya: teslim olması, kendisini savaşa adapte etmesi gereken bizler değil miyiz? Ölüme karşı aldığımız medeni tavırda bir kez daha psikolojik yönden ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyor olduğumuzu itiraf etmemiz ve o yüzden de şimdi geriye dönüp gerçeği görmemiz gerekmiyor mu? Ölüme gerçeklikte ve düşüncelerimizde alması gereken yeri versek ve şimdiye böylesine özenle bastırmış olduğunuz bilinç dışı tavrı birazcık daha fazla öne çıkarsak daha iyi olmaz mıydı? Pek de ileri doğru atılmış bir adım gibi görünmemekte, bazı bakımlardan daha ziyade geri gidiş, bir gerileme sayılacaktır bu; fakat gerçeği biraz daha dikkate almak ve yaşamı bir kez daha kendimiz için daha katlanılır kılmak bir avantaj teşkil edecektir. Ne de olsa yaşama katlanmak, yaşayan herkesin temel görevi olarak kalmaya devam etmektedir. Onu bizim için daha
Sayfa 59·Kitabı okudu
Reklam
Gayet iyi bilinir ki şaka olarak bir gerçeği bile dile getirebilir insan.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Utancın kökeninde daha genel anlamda bir teşhir durumu, dezavantajlı bir durumda olma hali yatar; çok genel bir ifadeyle bir güç kaybı yatar diyebilirim… Utanç duygusu, kişinin bu kaybın bilincine varması karşısında ortaya çıkan reaksiyondur: Gabriele Taylor‘ın ifadesiyle utanç “kendini koruma duygusudur” ve utanç deneyimi esnasında kişinin tüm varlığı küçülmüş veya azalmış görünür. Benim utanç deneyimimde diğerleri benim her şeyimi ve içimden geçen her şeyi görür… Yok olup gitmeyi, orada olmamayı arzularım…
Sayfa 49
Freud’a göre, herhangi bir şeyle ilgileniyor olmak için ilgimize yeterince ilgi gösteriyor olmamız gerekir.
Sayfa 31
Dikkat çekme arayisi genellikle ödüllendirilmediği için, -başka bir görünüm altında sunulmalıdır mesela sanat, görgü, rica veya başarı listesi altında saklanır-, böylece yaratıcılık denen özelliğimizin bol miktarda kullanımı bizi arzuladığız ilgiyi çekmek ve bulmak için kabul edilebilir yollar bulmaya götürür.
Reklam