Dört gün önce bu kitaba başlayacağımı bir önceki İçimizdeki Şeytan kitabın incelemesinde dile getirmiştim. Sabahattin Ali'nin en çok okunan kitabı olmasına rağmen geç okuduğum için bir hayli üzüldüm.. Sadece beğenmedim kitabı sona gelince tüylerim diken diken olduğunu ilk defa böyle bir eserde hissettim, bitirir bitirmez uzun süre etkisinden çıkamadım, ön yargı denen şey ne çok şeyleri kaybettiriyor ah Raif dedim böyle mi olacaktı böyle mi gidecektin...
Roman sadece aşktan bahsetmiyor yalnızlıktan ve yalnızlaştikca etrafımızdan ne kadar uzaklaşacagimizi gösteriyor.
Raif Efendi babasının isteği üzerine Berline çalışmaya gider daha önce sanata olan ilgisinden bir resim galerisine gider orda karşılaştığı Kürt Montlu Madonna tablosuna hayran kalır, o tabloyu gördükten sonra fırsat buldukça gider uzun uzun seyreder, resmi çizen Maria Puder isimli kadın bu gencin sürekli gelip sadece onun çizdiği tabloyu seyrettiğini etrafındakilerle birlikte şaşırırlar ve bir o kadar da merak etmeye başlamışlar.
Maria'nın daha önce resim galerisine konuşmaya çalıştığında Raif Efendinin tablodaki kadın olduğunu sonradan öğrenir. Aralarında güçlü bir bağ oluşur maria'nın isteği üzerine samimiyetlerin arkadaş dışı çıkmamasını özellikle ister birlikte geçirdikleri vakitler daha çok yakınlaşmalarini ve birbirlerini anlamalarını sağladı. Birliktelikleri ikisinin de tahmin etmeyeceği kadar ilerledi.
Arkadan uzun zaman sonra Raif Efendi babasının öldüğüne dair mektup alır ve Türkiye'ye dönmesi gerektiğini düşünür, düzenini kurup Maria'yi yanına alacağı güne kadar mektuplaşmaya karar verirler, aradan uzun zaman sonra mariadan mektup gelmemeye başlar Raif efendi kendisini sıkıldığını ,terk ettiğin ve aldatıldigini düşünerek sevmediği bir kadınla evlenir maria'nın onda bıraktığı etki