Çünkü maalesef henüz insanlık, vicdanların yarattığı kanunlarla idare olunacak kadar ilerlemedi. İlerleseydi hapishaneler okul olur, hiçbir kumandan maiyetine vur emrini veremez, insanoğlu silahıyla insan kardeşine nişan alırken kurşunu nereye sıktığını düşünür, insan evlatlarının kolları, bacakları, vuranlar ve vurulanlar için de insanlık bakımından bir utanç olan kelepçelerden, bukağılardan kurtulurdu.
Çok zenginlerin kasalarını dolduran servetlerin nerelerden geldiklerini araştırırsak dağlardaki haydutları haklı çıkaracak acı hallere rastlarız. En dehşetli hırsızlıklar kanun koruması altında yapılanlardır.
Dünyada her varlığın işi yok olmak sırasını beklemek değil midir? Bazı şeylerin ölümü ne uzun sürüyor. Ve ölüsü ne kadar asırlar gözler önünde duruyor. Baalbek, Teb harabeleri, insan mumyaları, müzelerdeki hayvan fosilleri, ölmeden önce asırlarca can çekişen milletler gibi...
Bizde geçim yolunu bulmanın ana kuralı: Evvela çatmak, sonra çalmaktır. Mutlakiyet'te de budur, Meşrutiyet'te de... Çatılacak makama çatamayan, sıraya girip de çalamayan aç kalır. Daima kanunun üstünde ya bir hükümet yada bir parti peyda olur. Su başlarını zorbalar alır. Onlara eyvallah diyerek boyun eğer, kanunu, insanlığı, insafı, vicdanı çiğneyerek gittikleri yoldan gidersen yaşarsın, aksi halde geçim kapısı bulamazsın.