HAYAL, META VE KÖLELİK
İnsan, hayal kurmayı öğrendiği andan itibaren köle olmayı da öğrendi. Özellikle meta dünyasında, insan ile insan arasına giren “meta” (değişim değeri taşıyan; para, mal, mülk gibi insan ilişkilerini belirleyen nesneler bütünü), yalnızca hayal aracılığıyla aşılabilir bir mesafeye dönüştü.
İlk kez doğa karşısında yetersizliğini fark eden insan, doğanın da ötesinde bir güç yaratma hayaline kapıldı. Bu hayali zamanla büyüttü, derinleştirdi. Başlangıçta doğa karşısında yalnız kalan insan için bu hayal bir kurtuluş gibi görünüyordu. Ancak uzun vadede özne ile nesne yer değiştirmeye başladı:
Başta hayalin sahibi olan insan, zamanla hayalin nesnesine, hatta kölesine dönüştü.
Özellikle metanın tek elde birikmesi ve erişimin zorlaşması bu süreci hızlandırdı. Meta, yalnızca bir araç olmaktan çıkıp insan ilişkilerini belirleyen bir güç haline geldi.
Bir diğer kırılma noktası ise “özgür dünya”nın (bireyin kendini özgür sandığı; fakat ekonomik ve ideolojik olarak egemenin belirlediği alan) egemenin eline geçmesiydi. Efendinin ortaya çıkışı, hayale yeni ve fantastik bir alan açtı. Bu alanda tanrı, inanç ve ödül fikri (cennet) şekillendi. Böylece hayal, sadece bir kaçış değil; aynı zamanda iktidarın yeniden üretildiği bir düzleme dönüştü.