Siya

Stirner kendi ezilişimize ne şekilde katıldığımızı incelemek ve iktidarın yalnızca ekonomik veya siyasal sorunlarla ilgili olmayıp -aynı zamanda psikolojik ihtiyaçlardan da kaynaklandığını- göstermek ister. İktidar, kendisini devlet, insan özü ve ahlâk türünden sabit fikirler biçiminde bilinçlerimizin derinliklerine gömer. Stirner, örneğin devlet tahakkümünün, devletin bize hâ-kim olmasına kendi rızamızla izin vermemize dayandığını savunur: Devlet, efendilik ve kölelik (tabi olma) olmaksızın düşünülemez; çünkü Devlet bütün bağrına bastıklarının efendisi olma iradesi göstermelidir ve bu irade 'Devlet iradesi' olarak adlandırılır'... Kendi iradesine sahip olmak için başkalarındaki irade yokluğuna dayanması gereken, bu başkaları tarafından yapılmış bir şeydir, aynı bir efendinin hizmet-kâr tarafından yapılması gibi. Eğer itaatkârlık sona erseydi, bu tamamen efendiliğin de hepten sonu olurdu.S
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İdeolojik tahakkümün önemli bir mevkii ahlaktır. Stimer, ahlakın bir sabit fikir olduğunu, Hıristiyan idealizminden devralınmış, bireyi ezen bir kurgu olduğunu savunur. Ahlak sadece yeni bir hümanist kılıktaki Hıristiyanlığın artığıdır ve Stimer'in savunduğu gibi: "Ahlak inancı dini inanç kadar fanatiktir.” Stirner'in karşı çıktığı şey, ahlakın kendisi değil, fakat onun kutsal, ihlal edilemez bir yasa olmasıdır. Stirner, ahlaki ideallerin ardındaki güç istencini, zulüm ve tahakkümü açığa çıkarır: "Ahlaki etki, aşağılamanın meydana geldiği yerde başlar; evet, bu aşağılamanın kendisinden başka bir şey değildir, mizacın boyun eğmek için eğilip bükülmesidir. Bireysel iradenin -benliğin- kirletilmesine, kırılmasına dayanır. Ahlak bireyi sakatlar: birey egemen ahlak kurallarına uymalıdır, yoksa kendi "özüne" yabancılaşacaktır. Stirner'e göre, ahlaki zorlama, devletin gerçekleştirdiği zorlama kadar kötüdür, ancak daha sinsi ve kurnazdır -fiziksel zor kullanmayı gerektirmez. Ahlak muhafızı zaten bireyin bilincine yerleştirilmiştir. Ahlak, polis devletinin sürmekte olan varlığını meşrulaştırarak siyasal tahakküme temelden bağlanır. Stirner 'in ahlak eleştirisinin anarşizm açısından sonuçları vardır, çünkü gördüğümüz gibi, anarşizm insanı, onu ezen iktidardan ayıran bir ahlaki söyleme bel bağlar: insan öznelliği özünde ahlakidir, oysa siyasal iktidar temelde ahlakdışıdır. Ne var ki, Stimer, ahlak söyleminin bireyi yalnızca ezmekle kalmayıp aynı zamanda karşı koymaya niyetlendiği iktidarın ta kendisiyle içinden çıkılmaz şekilde ilişkili olduğunu da göstermiştir.
Sayfa 115·Kitabı okuyor
Diğer antropologlar devletsiz toplumların yaygınlığını seve seve kabul ettiler, hatta bazıları bunları “işleyen anarşiler” olarak bile niteledi. Onlar, böyle toplumların varlığını zaten veri kabul edip, daha önemli problemlere doğru yol almamız gerektiğine inanıyorlardı. Mamafih, ben 30 yılı aşkın antropoloji öğretme tec- rübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı –ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği– mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğu- nu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş “çoğulcu” toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı ortaçağ toplumunun birli- ği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. Üniversitelerde siyaset “bilimi” bölümleri bu mitin resmen neşredildiği ana mer- kezlerdir.
O günlerde televizyon ekranındaki politikacılar her zamankinden daha yabancıydılar. Birbirlerini arıyorlardı; şaşkındılar. Bir kayığın kenarındaki yusufçuklar gibi oturuyorlardı masaların kenarında. Masalar yalpalıyordu. Politikacılar telaş içindeydi. Ama yine de alınlarında iktidarın karanlığı vardı. Gözleri parlıyordu çaresizlikten. Ve tırnak dipleri gittikçe beyazlaşıyordu riyakarlıktan.
Sayfa 46
Öpücükler kısaydı. Gözler açık kalıyordu. Dudaklar kuru. Öpücüklerde tutku yoktu. Oyunda olduğu gibi hafiflik de. Öpücüklerde bir kasavet vardı. Aktarma vardı öpücüklerde. Bir sonraki trenin bekleyişi.