İdeolojik tahakkümün önemli bir mevkii ahlaktır. Stimer, ahlakın
bir sabit fikir olduğunu, Hıristiyan idealizminden devralınmış,
bireyi ezen bir kurgu olduğunu savunur. Ahlak sadece yeni bir hümanist kılıktaki Hıristiyanlığın artığıdır ve Stimer'in savunduğu
gibi: "Ahlak inancı dini inanç kadar fanatiktir.” Stirner'in karşı
çıktığı şey, ahlakın kendisi değil, fakat onun kutsal, ihlal edilemez
bir yasa olmasıdır. Stirner, ahlaki ideallerin ardındaki güç istencini,
zulüm ve tahakkümü açığa çıkarır: "Ahlaki etki, aşağılamanın
meydana geldiği yerde başlar; evet, bu aşağılamanın kendisinden
başka bir şey değildir, mizacın boyun eğmek için eğilip bükülmesidir.
Bireysel iradenin -benliğin- kirletilmesine, kırılmasına dayanır.
Ahlak bireyi sakatlar: birey egemen ahlak kurallarına uymalıdır,
yoksa kendi "özüne" yabancılaşacaktır. Stirner'e göre, ahlaki
zorlama, devletin gerçekleştirdiği zorlama kadar kötüdür, ancak
daha sinsi ve kurnazdır -fiziksel zor kullanmayı gerektirmez. Ahlak
muhafızı zaten bireyin bilincine yerleştirilmiştir. Ahlak, polis
devletinin sürmekte olan varlığını meşrulaştırarak siyasal tahakküme
temelden bağlanır. Stirner 'in ahlak eleştirisinin anarşizm açısından
sonuçları vardır, çünkü gördüğümüz gibi, anarşizm insanı,
onu ezen iktidardan ayıran bir ahlaki söyleme bel bağlar: insan öznelliği
özünde ahlakidir, oysa siyasal iktidar temelde ahlakdışıdır.
Ne var ki, Stimer, ahlak söyleminin bireyi yalnızca ezmekle kalmayıp
aynı zamanda karşı koymaya niyetlendiği iktidarın ta kendisiyle
içinden çıkılmaz şekilde ilişkili olduğunu da göstermiştir.