"Ömrüm boyunca, aşkı kabul edilmiş bir tür kölelik olarak anladım. Bu bir yalan: Özgürlük, ancak aşk olduğunda var. Kendini kayıtsız şartsız teslim eden, kendini özgür hisseden, sınırsızca sever. Ve sınırsızca seven, kendini özgür hisseder."
"Ama 'seni seviyorum' yirmi iki yaşına gelene dek defalarca duyduğu bir cümleydi ve artık alabildiğine anlamsız geliyordu ona. Ardında hiçbir zaman, kalıcı bir ilişkiye zemin yaratacak, ciddi, derin bir duygu olmamıştı."
"Nihal, nihayet kendisini odasının mesut sükûnunda yalnız bularak ta uzaklarda bırakılan bu düğün evini, orada işitilen, görülen şeyleri düşündükçe karar veriyordu:
-Gelin olmak? Asla, diyordu.
Ona ne görücüler göreceklerdi, ne de ihtiyar bir kadınla Kalpakçılarbaşı'na göndereceklerdi. O, böyle evde, kendi evinde, kendi odasında, yalnız kendi kendisine, dünyada tek başına oturacaktı."