Mustafa

Mustafa
@Panam
Deus Ex, Sci-Fi
...insanoğlunun (ESG) en büyük zaafına hitap eden şu sinsi romantizm hakikaten tarihin baş düşmanı. Sanat ile bilimin farklı paradigmalara sahip olduğunu, hislerimize hitap edenin çoklukla aklımızı yaya bırakacağını görmek bu kadar mı zor.
Reklam
Seneca yaşamın kısa olduğunu söylemez; olayların rüzgarına veya kötü alışkanlıklara kapılanların, yaşamaktan korkanların ve geçmişe takılanların onu kısalttığını söyler. İyi değerlendirirseniz yaşam da uzundur.
Tarih Sadece Siyasi Değildir (ESG) 20.yüzyılın en büyük kazanımlarından biri tarihin sadece olaylar yada nedense herkesin bayıldığı terimle événement’lardan (olaylardan) ibaret algılanmasının terk edilmesi. ...Kesin olan şey şu: Dünya standartlarında bir tarihçinin alt konuya göre antropoloji (ki bence en önemlisi bu), coğrafya (Braudel'in tarihçiliğinin en güzel manzaralı katı bu ilme ayrılmamış mıdır?), sosyoloji, iktisat, siyaset bilimi demografi, arkeoloji (ki bu da aslında antropolojinin bir alt dalıdır), psikoloji, dilbilim, sanat tarihi gibi ilimlerin teori ve bulgularından haberdar olması şart; Theodore Zeldin'in eşsiz bir dehayla gösterdiği gibi bu listeye zooloji ve botanik gibi en akla gelmeyecek müspet ilimleri eklemek de mümkün. Ancak bu şekilde tarih kitapları olayların güzel bir dille anlatıldığı "edebi” eserler olmaktan çıkıp sözde (pseudo) de olsa "bilimsel" tetkikler içerme vasfını kazanabilir.
Ben Kime Yarar Ona Bakamam (ESG) İlk olarak en basitinden başlayalım. Sosyal bilimlerin geneline uygulanabilecek en temel kural, sonuçtan nedene gidilemeyeceğidir. Zira tüm olgular belirli bir amaca doğru hizmet eden eyler değildir; dolayısıyla her sonucun önceden dizayn edilmiş sebepleri olduğunu düşünmek saçmadır. Teleoloji dediğimiz ve skora göre maç yorumu yapmaya benzeyen bu yaklaşımın birçoklarını komplo teorilerinin kucağına ittiği ve insanları indirgemeci, tek nedenci açıklamalara mahkum ettiğini hatırlatalım. Tarihin aksaklıklar, tesadüfler ve sakarlıkların ilmi olduğunu aklımızdan bir an bile çıkarmamalıyız. Eğer tarihte hata payı olmasa ve her şey büyük ve esrarengiz bir güç tarafından kontrol ediliyor olsaydı, muhtemelen halâ Roma İmparatorluğu'nda yaşıyor ve dünyayı yöneten lulia, Claudia, Aemilia gibi ailelerden bahsediyor olurduk. Kendi kaderciliğimizi ve yılgınlığımızı geçmiş olayları yorumlarken bir köşeye bırakmaktan baka çaremiz yok.
Yineleyeyim istersen: Felsefe her insanın kendi kişisel etkinliğinin ne biçim bir etkinlik olduğunun bilincine varmasına yarar, insanı sürünün bir bireyi olmaktan çıkarır. Bu da büyük bir kültür ve uygarlık sorunudur. Çünkü insanlar sürüden olmadıklar zaman, sürüden olmadıkların sandıkları halde bile yine de sürüye kapılmış olabilirler. Büyük topluluk olmak, el ele verip destekleşmek, dayanışmalı düşünmek ve etkinlikte bulunmak başka şeydir; kabullerle, eleştirilerek aydınlatılmamış kabullerle düşünmek başka şeydir. Bunların birincisi kültürdür. Kültür sosyolojisinin, kültür felsefesinin daima işaret ettikleri süflileşme tehlikesine karşı etkili bir araçtır felsefe. Sürü insanından, sürüden çıkmış insandan söz ediyorum diye sanmayın ki bir yönünden Nietzsche'ye yaklaşıyorum. Hayır! En ufak bir metafizik yapmadan, seçkincilikle hiç ilgisi olmayan bir kaygıyla, elle tutulur, gözle görülür bir tehlike olarak, somut bir yabancılaşma olgusu olarak görüyorum sürüleşmeyi. Emansipe olmuşlukla iftihar eden insanlar vardır, aslında hiç de emansipe değillerdir, isterim ki felsefe, işte orada rol oynasın.
Felsefe
Reklam