"Artık söyle," dedi sonunda. "Nedir mesele? Hadi..."
"Bir bilsem," dedim. "Kafamın bir yanı, bu meseleyi sanki bilmek, anlamak islemiyor."
"Yani sen de bilmiyorsun, öyle mi?"
"Evet."
"Bence, benden çok biliyorsun” dedi Sibel gülümseyerek. "Nasıl bir şey bu bildiğim sence?"
"Benim senin derdin hakkında ne düşündüğüm seni endişelendiriyor mu?" diye sordu.
"Bu meseleyi çözemeyip seni kaybetmekten korkuyorum.
"Korkma," dedi, 'sabırlıyım ve seni çok seviyorum. Söylemek istemiyorsan da söyleme. Olay hakkında yanlış fikirlerim de yok, huzursuz olma. Vaktimiz var."
"Ne gibi yanlış fikirler?"
"Mesela homoseksüel filan olduğunu düşünmüyorum," dedi hem gülümseyerek hem de beni rahatlatma isteğiyle. "Sağol. Başka?"
"Cinsel bir hastalık ya da derin bir çocukluk acısı falan gibi şeylere de inanmıyorum. Ama sana bir psikologun iyi geleceğini de düşünüyorum. Ayıp bir şey değil psikologa gitmek, Avrupa'da Amerika'da herkes gidiyor... Tabii bana anlatamadığını, ona anlatman lazım... Hadi canım, anlat bana, korkma, affedeceğim."
"Korkuyorum," dedim gülümseyerek. "Dans edelim mi?"
"O zaman senin bildiğin ve benim bilmediğim bir şey olduğunu kabul ediyorsun."
"Matmazel, lütfen dans isteğimi geri çevirmeyin.
" Ah mösyö, dertli bir adamla nişanlıyım ben," dedi ve dansa kalktık.