"Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." Yani insan tarihsel kaderini ancak kendisini değiştirmesi halinde değiştirebilir. Bunun parayla, bedenle, makamla alâkası yoktur. Sadece insan olmasıyla ilgisi vardır.
İnsan, kendi yazgısına binebilecek güçte bilinçlidir. O kimdir? O, Saint Helen adasında "Dalgalara esir düşmüş bir tahta parçası gibiyim." diyen Napolyon değildir. O, beşinci senfonisi, kaderin insan parmaklarının ezip ufaladığı inilti sesi olan zayıf, sağır ve hastalıklı Beethoven’dir. Evet, bu onun gücüdür, bu insanın gücüdür.
Allah'ın nimetlerine zavallılıkları ve talihsizlikleri ölçüsünde şükrederler! Bu eşekleştirici şükür neyin nesidir? Bu, bilinçli şükrün, nimetin farkında olarak edilen şükrün tam tersidir. Bu, nimetten gafil olmaktır, mahrumiyetten habersiz olmaktır. Bu, ellerinden aldıkları nimetleri bilmemek, onlardan gafil olmaktır. Sürekli olarak “Allah'ım, bundan daha beteri olmadığı için sana şükürler olsun!" derler. Her zaman senden aşağıda olanlara bak. İyi de karar böyleyse başka birisi niçin ileri gitsin? Madem karar böyle; biz Afganistan'a bakalım, Afganistan Yemen'e baksın, Yemen Mozambik'e baksın. O zaman niçin yerimizden kıpırdayalım? Böyle bir şükür, gerileme felsefesidir, büyük bir felakettir.