Ama bütün mesele, insanın repertuarı dışında kaldığında, yani herhangi bir şey onu, sadece kısa bir süre için bile olsa, her zamanki izinin dışına ittiğinde, kendisini çok rahatsız hissettiği ve olağan rollerinden herhangi birisine geri dönmek için büyük çaba harcadığıdır. Doğrudan doğruya tekrar her şeyin yolunda gittiği, rahatsızlık duygusunun ve gerilimin kaybolduğu her zamanki rotasına döner.
Durum hayat içerisinde böyledir; fakat çalışma içerisinde kişinin kendini gözleyebilmesi için bu sıkıntı ve gerilimle, rahatsızlık ve acizlik duygusuyla uzlaşması gerekir. İnsan sadece bu rahatsızlığı yaşayarak kendisini gerçekten gözleyebilir. Ve bunun neden böyle olduğu açıktır. İnsan, bu olağan rollerinden herhangi birisini oynamadığı zaman, repertuarında uygun bir rol bulamadığı zaman kendisini çıplak hisseder. Üşür, utanır ve herkesten kaçmak ister.
Fakat burada bir soru doğar: O, ne istemektedir? Sakin bir hayatı mı, yoksa kendi üzerinde çalışmayı mı? Şayet sakin bir hayat istiyorsa, o, her şeyden önce kesinlikle repertuarının dışına çıkmamalıdır. Olağan rolleri oynayarak kendisini rahat ve huzur içinde hisseder.