… Yer, bu kez Viyana değil. Öyle bir yer ki, onun adı her yerde ve hiçbir yerde. Zaman, bugün değil. Zaman, aslında hiç yok, çünkü dün olmuş olabilir, uzun zaman önce olmuş olabilir, yeniden olabilir, hep olabilir, birkaç şey de hiç olmamış olacak. İçine başka zamanların karıştığı bu zamanın birimleri için bir ölçüt yok, ve içine zaman içerisinde hiç varolmamışların karıştığı zamandışılıklar için de ölçüt yok.
… çünkü yalnızca söğütlerden, rüzgârdan ve sudan oluşma bu yabancı bölgeden artık hiçbir çıkış yolu göremiyordu… hışırtıları giderek artan söğütler fısıldamıyor, gülüyor, tiz seslerle bağrışıyor, içini çekerek inliyordu… prenses, hiçbir şey işitmemek için başını kollarına gömdü… Ne öne ne de arkaya gidebiliyordu, ya suyu ya da söğütlerin güçlü mü güçlü ordusunu seçmek zorundaydı.
…ve başlangıçtan bu yana onun için gerekli değildim, ama aynı zamanda da varlığı gerekli olan, karanlık bir tarihim; onun tarihine eşlik eden, o tarihi tamamlamak isteyen, ama onun kendi gölgesiz tarihinden ayırdığı ve araya sınır koyduğu bir tarih.
Eskiden yalnızca acırdım kendime, burada kendimi mirastan mahrum edilmiş biri gibi elverişsiz bir durumda hissediyordum, sonraları başka yerlerdeki insanlara acımayı öğrendim.