Hayat, hastalıklı bir insanın yorgun gözlerini yakan güçlü bir ışık gibiydi. Uyanık geçirdiği her an etrafında ve üzerinde çiğ bir öfkeyle parlıyordu. Acıtıyordu, dayanılmaz bir acı veriyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir kitabı alıp içinde saklamak istediniz mi hiç? Bu kitap çok farklı bir boyut, müthiş bir gerçeklik. Sevgili Martin’in yürek burkan hikayesine ikinci kez eşlik ettim ve tekrar tekrar eşlik edebilirim. Hemen bitmesin diye tekrar tekrar okuyorum aynı satırları. Sanırım bu birazda onda kendime ait duyguları bulduğumdan kaynaklanıyor.
Emeğin, sevginin, insaniyetin kısacası manevi değerlerin bu denli önemli olması gereken bir dünyada paranın, şanın, şöhretin el üstünde tutulduğu rezil bir düzenin gerçekliği göster önüne serilmiş.
Ah Ruth, keşke “müessese nizamın” kölesi olmayı tercih edeceğine tüm gerçeklikle dipdiri bir şekilde karşında duran Martin’in elini bırakmasaydın! İnsanoğlu böyle işte, alıştığı ve daha kolay olduğunu düşündüğü nizamdan vazgeçememek üzerine yetiştiriliyor.
Ve sen Martin, Lizzy’ye kulak versen, elinden tutabilseydin o zaman hayata da tutuyunabilirdin.
Herbir karakteri kanlı canlı karşımızdaymış gibi kaleme alan London müthiş bir eser çıkarmış. Ruth ve ailesinin burjuva kölesi olmasını, Martin’in sevgisi ve içindeki karşı koyamadığı kendini geliştirip yazma isteğini, hayat mücadelesini, Gethrudh’un alt tabakada nasıl çalış eşi tarafından örselendiği, Lizzy’in hayat kavgasını bir bakışında -sert bakışında- ortaya koyuşunu, Brissenden hayata bakış açısını, Joe’nun insani şartlar dışında çalışmasının insana neler yaptırabileceğini ve Martin ile dostluğunu ve daha nicesini sanki olayı o an siz de yaşıyormuşsunuz gibi anlatmış. En az bir kere hatta mümkünse birden fazla okuyun.
Yazdıkça aklıma eksik kalan çok şey geliyor hepsini yazmaya kalkarsam kitabı baştan sona yazmam gerekecek sanırım :) tekrar ediyorum mutlaka okuyun
Kendini ilk kez gerçekten görüyordu. Gözleri görmek için yaratılmıştı, ama o ana dek dünyanın sürekli değişen görüntüleriyle dolu ve kendine bakmak yerine dünyaya bakmakla meşguldü.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtidi olduğunu anlayabilirlerdi.