Bu inceleme spoiler içerebilir.
Benim için ağır psikolojik buhranları ve insan ruhunun karanlık yanlarını anlatan kitaplardan sonra Richard Brautigan okumak dayanılmaz bir hafiflik.. Kürtaj, ismiyle son derece dramatik, bunaltıcı ve sert bir toplumsal yüzleşme vadediyor gibi dursa da, kapağı açtığımız an bambaşka, rüya gibi ve tuhaf bir evrene düşüyoruz. Beklediğimiz Amerika ve sistem eleştirisi, o yıllarda kürtajın yasak olmasının ardındaki siyasi ve politik sebeplerin hiçbiri bu kitapta yok. Anlatılmak istenenler kısa ve net bir şekilde, toplumun o dönemde kutsal saydığını, konunun ağırlığına girmeden en zeki şekilde dalga geçerek aktarıyor.
Hikaye, dünyanın en sıra dışı kütüphanesinde başlıyor. İnsanların yazdığı ama hiçbir zaman basılmamış, muhtemelen asla da okunmayacak olan dışlanmış kitapların kabul edildiği bir mekan. Başlangıçta bu kitapların konularına pek takılmıyoruz ama metin ilerledikçe bu kütüphanenin felsefesini çok daha iyi anlıyoruz. Burası sistemin dışına itilmişlerin, başarısız görülenlerin ve kimsenin umursamadığı hayallerin güvenli sığınağı. Yollara düşenlere, dışlanmışlara şefkat duyan o felsefenin ete kemiğe bürünmüş hali.
Kütüphanecinin izole hayatı, buraya kendi kitabını getiren Vida ile tanışıp ona aşık olmasıyla değişiyor. Vida, kusursuz güzelliğinin kendi üzerinde yarattığı esaretten, bedeninin sadece seyirlik bir hapishaneye dönüşmesinden kaçmak için kitabını yazmış bir karakter. Asıl macera ise Vida’nın beklenmedik hamileliğiyle başlıyor. 1966 Amerikası’nda kürtajın yasa dışı olduğu bir dönemde, karakterlerin yasal engelleri aşmak için sınırı geçerek Meksika'nın Tijuana şehrine gitmeleri gerekiyor. Normal şartlarda, böylesine travmatik ve ciddi bir konunun ardındaki yasal açmazları deşen, sistemi eleştiren ağır bir politik