Bensu Deniz

Bensu Deniz
@Pberryb
4 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Kürtaj - Richard Brautigan
8/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
Bu inceleme spoiler içerebilir. Benim için ağır psikolojik buhranları ve insan ruhunun karanlık yanlarını anlatan kitaplardan sonra Richard Brautigan okumak dayanılmaz bir hafiflik.. Kürtaj, ismiyle son derece dramatik, bunaltıcı ve sert bir toplumsal yüzleşme vadediyor gibi dursa da, kapağı açtığımız an bambaşka, rüya gibi ve tuhaf bir evrene düşüyoruz. Beklediğimiz Amerika ve sistem eleştirisi, o yıllarda kürtajın yasak olmasının ardındaki siyasi ve politik sebeplerin hiçbiri bu kitapta yok. Anlatılmak istenenler kısa ve net bir şekilde, toplumun o dönemde kutsal saydığını, konunun ağırlığına girmeden en zeki şekilde dalga geçerek aktarıyor. Hikaye, dünyanın en sıra dışı kütüphanesinde başlıyor. İnsanların yazdığı ama hiçbir zaman basılmamış, muhtemelen asla da okunmayacak olan dışlanmış kitapların kabul edildiği bir mekan. Başlangıçta bu kitapların konularına pek takılmıyoruz ama metin ilerledikçe bu kütüphanenin felsefesini çok daha iyi anlıyoruz. Burası sistemin dışına itilmişlerin, başarısız görülenlerin ve kimsenin umursamadığı hayallerin güvenli sığınağı. Yollara düşenlere, dışlanmışlara şefkat duyan o felsefenin ete kemiğe bürünmüş hali. Kütüphanecinin izole hayatı, buraya kendi kitabını getiren Vida ile tanışıp ona aşık olmasıyla değişiyor. Vida, kusursuz güzelliğinin kendi üzerinde yarattığı esaretten, bedeninin sadece seyirlik bir hapishaneye dönüşmesinden kaçmak için kitabını yazmış bir karakter. Asıl macera ise Vida’nın beklenmedik hamileliğiyle başlıyor. 1966 Amerikası’nda kürtajın yasa dışı olduğu bir dönemde, karakterlerin yasal engelleri aşmak için sınırı geçerek Meksika'nın Tijuana şehrine gitmeleri gerekiyor. Normal şartlarda, böylesine travmatik ve ciddi bir konunun ardındaki yasal açmazları deşen, sistemi eleştiren ağır bir politik
Edebiyat
KürtajRichard Brautigan · Sel Yayıncılık · 2020572 okunma
Reklam
İnsanlığımı Yitirirken - Osamu Dazai
7/10
·109 syf.··
2026 1. kitabı
Bu inceleme spoiler içerebilir. Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken romanı, ilk sayfalarda beni derin bir empatinin içine çekti. Ana karakter Yozo’nun yaşamdan hiçbir keyif alamaması, kronik depresyonun getirdiği o boğucu his ve insanların kötü sözlerinden bu kadar etkilenmesi, karşımızda bu acımasız dünyayla baş edemeyen son derece naif ve kırılgan bir kalp olduğu izlenimini yaratıyor. Toplumla bir şekilde bir arada yaşamak zorundayız insan tamamen yalnız yapabilen bir canlı değil. Yozo da diğer insanların hırslarını, kaygılarını ve beklentilerini anlayamadığı için, hayatta kalabilmek adına mükemmel bir kamuflaj geliştiriyor: "Şaklabanlık". Nihayetinde kimse bir şaklabanı kendine tehdit olarak görmez. Bu maske, onun yüzeysel de olsa sosyalleşmesine olanak tanıyor. Kronik depresyonun getirdiği o tükenmişlikle, kendi ne istediğini tamamen unutup bir people pleaser’a dönüşüyor. Çatışmadan kaçmak için sadece etrafındakilerin hoşuna gidecek rolleri oynuyor. Ancak sayfalar ilerledikçe, bu kendini koruma içgüdüsünün ne kadar karanlık bir boyuta ulaştığını dehşetle fark ediyorsunuz. Depresif insanların kendi acılarına hapsolmalarından doğan o doğal bencillik, Yozo’da adeta bir silaha dönüşüyor. Sadece kendini korumak için geliştirdiği o manipülatif tavırları, onu yavaş yavaş empati yoksunu bir canavara dönüştürüyor. Biliyoruz ki, o maskemizi indirdiğimizde bizi anlayacak insanlar her zaman bir yerlerde vardır mesele o bağları kurmaya hazır olmaktır. Yozo ise iyileşmeyi ve yüzleşmeyi baştan reddediyor. Kendi karanlığını taşıyamadığı için hayatındaki bir kadını intihara sürükleyecek kadar zehirli hale gelmesi ve eşi olan kadının tecavüze uğramasına sadece sessizce seyirci kalabilmesi, benim için karakterle kurduğum tüm empatinin nefrete dönüştüğü kırılma
Edebiyat
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,1bin okunma