Kocasından zarif sözler, romantik sürprizler beklememeyi öğrendi. Türkân Şoray bile bu jönlerden biriyle değil, bir davet esnasında “başım ağrıyor” dediğinde, yan masadan ilaç uzatan Rüçhan Adlı’yla hayat arkadaşı olmamış mıydı yıllarca… Güven, huzur aşktan daha kıymetliydi demek. Türkân’dan iyi mi bilecekti?
“Bütün bu çaresizliklerin ortasında en güzel zamanları ve kendimi sana hazırlıyorum Mihriban. Oraya bir gün varacak mıyız dersin?”
Kitap, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın birbirinden bağımsız kadınlara yazdığı şiir ve mektuplardan oluşuyor. Son kısmında “Mihriban’a Mektuplar” diye bir bölüm var. Şair, kendi oluşturduğu Bütün Eserleri’nde bu mektuplara yer vermemiş. Mektupları yaşadığı süre zarfında hiçbir eserinde yayınlamamış. Adeta yok saymış o yazıları. Belki mektupları belki Mihriban’ı. Belki Mihriban’a duyduğu hisleri. Belki de hepsini.
Kitaba bu bölümü oğlu Lütfi Oğuzcan eklemiş. “Nedenini bilmiyorum, bu durumu görmezden gelemedim ve kendisini de tanıdığım Mihriban’a kitapta ben yer verdim” yazıyor kitabın giriş bölümünde.
Sizce neden Ümit Yaşar Oğuzcan bu mektupları yaşarken hiç yayınlamadı?
Mihriban kim?
Neden bu mektupları saklama ihtiyacı duydu?
Ona bunu yaptıran his neydi?
Aşk mı? Gurur mu? Öfke mi? Kalp kırıklığı mı? Aldatılmak mı? Yarı yolda bırakılmak mı? Belki de yolun yarısında o çekip gitmiştir. Kim bilir?
Birbirinden muhteşem ve hala sahibini arayan mektuplar. Ehline denk gelsin.
Selametle.