Yaşar Kemal'in röportaj serisine 2. Kitapla devam ettim. Yaşar Kemal'in neden bu kadar büyük romancı olduğunu bu röportaj serisi ile alıyoruz. Çok titiz bir gözlemci var karşımızda. Her şeyi, doğayı, insanları, hayvanları, bitkileri en ince ayrıntısına kadar gözlemlenen, analiz eden, onlardan farklı farklı anlamlar çıkaran bir usta var karşımızda. Romanlarında yaptığı doğa tasvirlerinin öylesine değil de yaşayarak görerek yapıldığını anlıyoruz. Kitabın yazıldığı, röportajların yapıldığı dönemde ulaşım imkanları bu kadar kıtken o yine canla başla bir yerlere gitmek, bazen riske girerek, çoğu zaman rahatını feda ederek bu işleri kotarıyor. İlk kitaptan sonra şimdi de orman yangınları ile ilgili çok derin araştırma ile başlıyor ikinci kitaba. Yangınlar neden çıkıyor, köylü neden ormanı yakıyor, günlerce bunun peşinde koşuyor, saatlerce köyden köye yürüyor, dağ taş, kayalık demeden gidiyor. Bu kadar fedakar bir yazar var mıdır başka? Hatta olayı daha iyi anlamak için orman söndürme işine katılıyor. Bu kadar hırsla çalışmasından sonradır ki olayların iç yüzünü öğrenebiliyor. Sanırım o bu yüzden çok büyük bir anlatıcı. Orman yangını işinin iç yüzünü öğrendikten sonra Yaşar Kemal bu sefer Çukurova 'ya yüzünü dönüyor. Toprasız insanların zorluklarını, traktörün ortaya çıkışıyla yaşanan sosyal ve ekonomik bunalımları anlatıyor. Traktörün etkilerini her kesimden insanla konuşarak aktarıyor. Çukurun sıcağını ve sineğini, göçebelerin yerleşik hayata geçirilmesi ve yaşanan olayları da canlı bir anlatımla aktarıyor. Çukurova'ya gelince Yaşar Kemal'in kalemine bir haller oluyor. Bir sihir, bir farklılık, bir lirizm, bir çoşkunluk, bir taşma hali geliyor. Anlatım, kelimeler, tasvirler bambaşka bir hale geliyor. Tam olarak Yaşar Kemal ve Çukurova arasındaki dinamik ilişkiyi