Geldik bir Yaşar Kemal kitabının daha sonuna. Yaşar Kemal bu sefer daha riskli işlere girmiş. Önce Adanalı Kaçakçı Hasan olarak çıkıyor karşımıza. Nam yapıyor civarda . İşler alıyor. Kaçağa çıkıyor. Sınırı geçiyor, pusulara düşüyor, kurşun atıp kurşun yiyor ama yine de işin iç yüzünü öğreniyor. Yani yazabilmek için vurulmayı, Suriye'de hapse düşmeyi göze alıyor. Daha sonra Erzurum' da yaşanan deprem felaketinde oraya gidiyor. Donma pahasına çadırda kalıyor. Orada yaşananları bizzat deneyimleyerek aktarıyor. Daha sonra Amasya'da sel felaketine gidiyor. Oradan bir bakıyoruz Ağrı Dağına tırmanıyor. Bir tuhaf adam bu Yaşar Kemal. Nihayetinde bunu da başarıyor. Kaçakçı hasan, dağcı Kemal... Daha sonra doğudaki tekkelerin, tarikatlerin içine dalıyor. Mürit oluyor, tövbe alıyor. Zikre katılıyor. Tarikat okullarına gidip bilgi alıyor. Her şeyi yerinde ve içinde gözlemliyor. Daha sonra mağarada yaşayan insanları aktarıyor. Daha sonra ege bölgesine gelip sünger çıkaran insanların sorunlarını aktarıyor. Ben çok kısa yazarken yoruldum ama o bu yerlere gitmiş, içine girmiş, yaşamış ve aktarmış. Çok büyük yazar Yaşar Kemal çok.